Faiz değil, asıl dev kriz kapıda!
Hepimiz faizle, kurla, enflasyonla yatıp kalkarken, gözden kaçan çok daha büyük bir sıkıntı var. Üstelik bu sıkıntı geri dönülmez bir noktaya doğru gidiyor.
TÜİK’in açıkladığı son nüfus verisi ülkenin nasıl bir çıkmaza sürüklendiğini açık açık gösteriyor. 2001 yılında 2,38 olan toplam doğurganlık oranı, bugün 1,42 seviyesine düşmüş durumda.
Dünya ortalaması belli. Bir ülkenin verimli nüfusunu koruyabilmesi için doğum oranının en az 2,1 olması gerekiyor. Bizde bu oran 1,42.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde durum daha da dramatik.
Kiraların ve yaşam maliyetlerinin uçtuğu; maaşlarla geçinmenin neredeyse imkansız hale geldiği bu kentlerde oran 1,1'e kadar çakılmış durumda.
Kürsülere çıkıp "En az üç çocuk yapın" diyenlere karşı; vatandaş doğal olarak mutfağına ve cüzdanına bakıyor.
Çünkü herkes biliyor ki çocuk sahibi olmak, aile planından çok; ucu açık ve sonu karanlık bir "finansal risk analizi"...
Birileri ısrarla görmezden gelse de gençlerin gelir seviyeleri hayat pahalılığını karşılamıyor.
Geçmiş kuşakların tek bir maaşla bile ev alabildiği, çocuk okutup üstüne bir de emeklilik planı yaptığı o “Eski Türkiye” artık yok.
Bugün iki üniversite mezununun çalıştığı evler bile borç batağında.
Özellikle büyük şehirlerdeki fahiş kira yükü, faturalar ve mutfak masrafları tüm kazancı alıp götürüyor; üzerine bir de borçlandırıyor.
Mamadan beze, kreşten eğitime, sağlıktan giyime yepyeni bir maliyet zincirini ise çoğu kişi göze alamıyor.
Aslında bu bir tercih değil, ekonomik sistemin gençler üzerinde........
