Fon krizi ekonomide asıl yangını unutturdu
Türkiye’de gündem değiştirmenin en kolay yolu yeni bir kriz yaşamaktan geçiyor.
Eskilerin güzel bir sözü vardır: “Çivi çiviyi söker.”
Bizde ise sanki her yeni olay, bir önceki büyük sorunun üzerini kapatıyor. Birkaç gün önce konuştuğumuz mesele unutuluyor, yerine daha büyük ve daha sıcak bir gündem geliyor.
Son dönemde yaşanan fon krizi de bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Fonlarda yaşanan sorunlar elbette son derece önemli. Yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren, sermaye piyasalarına güven açısından ciddi sonuçları olabilecek bir tabloyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu konunun gündemin merkezine oturması şaşırtıcı değil.
Ama fon krizini konuşurken Türkiye ekonomisinin asıl büyük sorununu unutuyoruz.
Dört yıldır vatandaşın cebini yakan, şirketlerin maliyetlerini artıran, sanayicinin rekabet gücünü zorlayan ekonomik tablo hâlâ ortada duruyor.
Ve ne yazık ki bu tabloyu birkaç manşetlik bir fon tartışması ortadan kaldırmıyor.
Enflasyon hâlâ yüzde 30’un üzerinde
Türkiye iki yıldır enflasyonu düşürmek için çok ağır bir bedel ödüyor.
Yüksek faiz politikası devreye alındı. Kredi maliyetleri yükseldi. İç talep baskılandı. Şirketlerin finansman maliyetleri arttı. Sanayici açısından para bulmak neredeyse başlı başına bir maliyet kalemine dönüştü.
Bütün bunlara rağmen enflasyon hâlâ yüzde 30’un üzerinde.
TÜİK’in Ağustos 2026 verilerine göre tüketici fiyatları yıllık yüzde 31,51 arttı. Aylık enflasyon ise yüzde 1,84 oldu. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 33,79’a, ulaştırmadaki artış yüzde 35,08’e, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki artış ise yüzde 39,77’ye ulaştı.
Daha........
