Vefa, güven, merhamet ve iyilik ölmesin…
İslam kültüründe nesilden nesile aktarılan ibretlik bir kıssa vardır.
Rivayet edilir ki Medine’ye dışarıdan gelen genç bir adam istemeden bir cinayete karışır. Maktulün yakınları onu Hz. Ömer’in huzuruna çıkarır ve kısas ister.
Genç suçunu inkâr etmez. Sadece üç gün mühlet ister.
“Babamın bana bıraktığı bir emanet var. Onu gerçek sahibine teslim edeyim, ailemin nafakasını güvence altına alayım, sonra döneceğim.”
Hz. Ömer sorar; “Peki sana kim kefil olacak?”
Şehirde kimseyi tanımayan genç, kalabalığın arasındaki Hz. Ebu Zer’i gösterir.
Hayatında ilk defa gördüğü bir insan…
Ne akrabasıdır ne dostu…
Ne de kendisine herhangi bir menfaat sağlayacaktır.
Buna rağmen Hz. Ebu Zer, gencin gözlerindeki samimiyete bakarak kefil olur.
İnfaz vakti yaklaşır.
Kalabalık, artık Ebu Zer’in canıyla bedel ödeyeceğini düşünmeye başlamıştır.
Tam o sırada genç, nefes nefese meydana gelir.
Hz. Ömer sorar; “Kaçabilirdin. Neden geri döndün?”
Cevabı, asırlardır hafızalarda yaşayan bir ahlak manifestosudur; “Müslümanlar arasında ‘ahde vefa ölmüş’ dedirtmemek için döndüm.”
Hz. Ebu Zer’e sorarlar; “Hiç tanımadığın bir insana neden kefil oldun?”
O da şu cevabı verir; “İnsanlar birbirine olan güvenini........
