III. Bölüm: İyiliğin yeniden değerli hale gelmesi…
Mandeville’i bugün tersinden okumak gerekiyor.
Özel kötülükleri sınırlayan kurumlar zayıflarsa, özel kötülükler kamusal fayda değil, kamusal kötülük üretir.
Bireysel hırs toplumsal yağmaya, kişisel çıkar kamu zararına, ticari rekabet fırsatçılığa, siyasi güç ayrıcalığa dönüşür.
Tüketim refah göstergesi olmaktan çıkar, gösteriş yarışına dönüşür.
Ve en tehlikelisi; iyilik yapan insan kendisini aptal hissetmeye başlar.
Bir toplum için asıl kırılma noktası budur.
Çünkü iyilik yalnızca ahlaki bir tercih değil, toplumsal bir sermayedir.
Dürüst tüccar ekonominin, işini hakkıyla yapan memur devletin, liyakatli yönetici kurumun, hakkaniyetli siyasetçi demokrasinin, komşusunun derdiyle ilgilenen insan da toplumun sermayesidir.
Bu görünmeyen servet tüketildiğinde onu para basarak yeniden satın alamazsınız.
Aynı şekilde mutluluk da yalnızca gelir artışıyla yeniden üretilemez. İnsanların birbirine güvenmediği, adalet duygusunu kaybettiği ve herkesin kendisini başkalarıyla kıyasladığı bir toplumda zenginlik arttıkça huzursuzluk da artabilir.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselelerinden biri yalnızca ekonomik büyüklük değil, nasıl bir toplum olduğumuz ve nasıl bir mutluluk anlayışını benimsediğimizdir.
Değerleri aşınmış bir toplumda ekonomik düzen de aşınır. Güvenin olmadığı yerde sözleşmeler ve denetimler çoğalır; fakat dürüstlük ve adalet duygusu kendiliğinden güçlenmez.
Kurumlar büyürken toplum küçülebilir.
Toplumsal çürüme bir günde başlamaz. Önce küçük bir haksızlık normalleşir. Sonra yalan mazur görülür. Torpil “işini bilmek” sayılır. Kamu hakkı “nasıl olsa herkes yapıyor” denilerek........
