ŞUBAT TATİLİ
İsviçre; yüzölçümü yaklaşık 41.000 km², nüfusu ise 8,8 milyon civarında olan küçücük bir ülke. Nüfusun yaklaşık %’i yabancılardan oluşuyor; bu da şehirlerdeki çok kültürlü yapının sebebini açıklıyor. Dört resmî dil konuşuluyor: Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşça. Buna rağmen kimlik karmaşası yok; aksine herkesin sınırı, alanı ve sorumluluğu net. Şehirle kırsal alan arasındaki denge dikkat çekici: Beton hiçbir zaman doğayı boğmuyor, doğa da şehri geriye çekmiyor. Her şey kararında. Aslında disiplinin ve sessiz yasakların ülkesi diyebiliriz.
Güneşin kendini nadiren gösterdiği bu ülkede her yer güneş enerjisi sistemleri ile donatılı. Doğanın akılla, mühendislikle ve disiplinle kullanıldığı, birbiriyle uyum içinde yaşadığı bir ülke. Güneş olmayan yerde bile güneş enerjisi çözümleri olması beni kıskandırttı. Neredeyse güneşsiz günü olmayan İzmir’de güneş enerjisi görmediğim için üzüldüm. Estetik çatılar, birbirine benzeyen ve birbirinin görselini bozmayan inşaatler… En önemlisi: Ziyan edilmiş tek bir metrekare tarım alanı bile yok.
Doğanın renk paleti dikkat çekici. Bol bordo tonları; içine biraz ukra, biraz kahverengi, biraz beyaz karıştırılmış gibi… Ağaçların ve bitki örtüsünün tonu iklim durumu için seçilmiş hissi veriyor. Hamdolsun bu eşsiz güzellikleri yaratana.
Yağmur, şelale ve nehir…
Öyle coşkulu ki oradan oksijene karışan damlalar burnunuzdan ciğerlerinize, oradan beyninize kadar giriyor; içinizde dolaşıyor. Doğa ticarethaneye dönüştürülmemiş.
Şehirlerde hemen her yerde tadilat var. Binalar elden geçiriliyor, bakım hiç bitmeyecek gibi.........
