EŞİTLENİYOR(MU)YUZ?
Dibe eşitlenen hayatlar, bir maaş bordrosu bir Pazar filesi..
Ayın başı. Bir emekli, bankamatikten maaşını çekiyor. Ekranda beliren rakama bir an daha uzun bakıyor; çünkü artık alışkanlık haline gelen o kısa tereddüt anı var. “Eksik mi yatırıldı?” Hayır, eksik değil. Zaten bu. Ardından birkaç saat sonra aynı kişi semt pazarında, elindeki fileyle tezgâhların arasında dolaşıyor. Etin yanından geçiyor, peynire bakıyor, meyvede duraksıyor. File doluyor ama ağırlaşmıyor. O gün eve giren gıda miktarıyla, hayatın ağırlığı arasında ters bir oran var. İşte Türkiye’de gelir dağılımının geldiği nokta, çoğu zaman tek bir bordroda ve tek bir pazar filesinde özetlenebiliyor.
Bu manzara artık istisna değil. Sıradan. Hatta konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek. Türkiye’de açıklanan her yeni ekonomik veri, bu sahneyi biraz daha çoğaltıyor. Enflasyon oranları, büyüme yüzdeleri ya da bütçe tabloları bir yana; asıl tablo, bankamatik önlerinde, kiralık ev ilanlarında ve mutfak masalarında kuruluyor. Gelir dağılımı bozuldu demek yetersiz kalıyor. Daha doğru ifade şu: Toplum dibe doğru eşitleniyor.
Bu eşitlenme sürecinde sessizce oluşan bir parya sınıf var. Ne sistemin tamamen dışında ne de içinde. Çalışıyor ama yoksul, emekli oluyor ama geçinemiyor, yardım alıyor ama hak sahibi sayılmıyor. Geçici bir krizden değil, kalıcı bir düzenden söz ediyoruz. Bu sınıf artık “zor zamanların mağduru” değil; yeni ekonomik düzenin görünmeyen taşıyıcısı.
Gelir........
