menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emekliler çalışmak istiyor ama sigortalı olamıyor

23 0
04.04.2026

Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi, 2008’de 5510 sayılı Kanun’la köklü bir değişime uğradı. Bu değişim, birçok alanda ikilik oluşturuyor. 1 Ekim 2008 tarihi sadece bir yasanın yürürlük tarihi olarak kalmadı, adeta bir milat oldu çalışma hayatı için. Yasanın yürürlük tarihinden öncesi ve sonrasında işe girmiş olmanız size uygulanacak kuralları esaslı olarak değiştiriyor. Bu da haliyle dezavantajlı tarafta kalanların yakınmalarına yol açıyor.

Şayet ilk defa sigortalı olduğunuz tarih 1 Ekim 2008 öncesi ise (yani sosyal güvenlik reformu öncesi) emekli olduktan sonra Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödeyerek özel sektörde çalışabilirsiniz. Yaşlılık aylığınız da kesilmez. 2008 sonrası ilk defa sigortalı olarak işe girenler için ise durum çok farklı. Onların emekliliğine daha çok var, diye düşünmeyin. Çoktan emekli olmaya başladılar ve her geçen gün sayıları artıyor. 2008 sonrası işe girenler hali hazırda; 5400 prim günü + yaş şartını doldurarak ya da engelli emekliliğinde özel koşullarla emekli olabiliyorlar. Ancak yeniden çalışmaya kalktıklarında aylıkları bir anda kesiliyor. SGK, “ya emekli aylığı ya işçi maaşı” tercihini zorluyor. Bu, milyonlarca insanı doğrudan etkileyen bir olgu.

Arkamıza yaslanıp düşünelim: 2008 öncesi emekliler, SGDP sayesinde hem emekli maaşını alıyor hem de işgücü piyasasında kalabiliyor. İşveren SGDP’yi ödüyor, emekli de ek gelir elde ediyor. SGK da %32,25 oranında prim alıyor. Yani asgari ücretle çalışan bir emekli için 10.652,18 TL. Bu prim karşılığında ise sadece iş kazası ve meslek hastalığı riskini karşılıyor. Geriye çekilip baktığımızda herkes için karlı bir tablo karşımıza çıkıyor. İşveren, tecrübeli eleman çalıştırabiliyor. Emekli, hem yaşlılık aylığını almış hem de işverenden ücretini. SGK, primini almış, oldukça da karlı bir konumda. Herkes halinden memnun.

Ama 2008 sonrası emekliler için aynı kapı kapalı. Çalışırsa maaş kesiliyor, kesmezse evde oturmak zorunda ya da kaçak mı çalışsa. Çalışınca, emekli aylığın kesilmesi durumunda; alacağı ücretin getirisi kadar götürüsü olacak. Emeklilerin önemli oranda en düşük yaşlılık aylığı aldığını ve çalışma hayatının asgari ücret payandalı olduğunu göz önüne alarak şöyle bir pratik yapalım: Çalışırsa 28.075,50 TL asgari ücretin neti. Bu rakamdan en düşük yaşlılık aylığı olan 20.000 TL’yi çıkaralım. Bir de çalışma hayatına tekrar dönmekten mütevellit masrafları düşün. Bu durumda doğal olarak çalışmama kararı alacak. Ya da kayıt dışı çalışacak. İşveren tarafında ise nitelikli işçi bulma sorunu bir kat daha artacak. İşveren ya işçinin emekli aylığı kaybını telafiye gidecek ki; bu, işçilik maliyetlerini oldukça arttırır ya da kayıt dışı çalıştırıp devasa bir riski omuzlarına yükleyecek. Diğer yanda SGK ise SGDP tabi tutup primini alamayacak. Herkes, mutsuz. Herkes, zararda. Halbuki SGDP gibi bir mekanizma, tam tersine sistemin yükünü hafifletebilir. Emekli, çalışırken prim ödüyor; SGK da hem emekli maaşını ödüyor hem de ek prim topluyor.

Peki, bu düzenleme neden yapıldı? Emekli olan çalışınca yaşlılık aylığı alamasın diye. Bunun bir mantığı var mı? Evet, kendi içinde aslında bir mantığı var. Emekliliği nasıl gördüğünüzle ya da emekliliğin size ne kazandırdığını düşündüğünüzle ilgili. 2008 yılında bu yasayı yapan Türkiye ile 2026 Türkiye’si aynı değil. Aslında sosyal güvenlik gibi ileriye dönük toplumun genelinde sonuç doğuracak yasaları yapmak da kolay değil. Şayet emekli aylığı ve emeklilik statüsü dört başı mamur bir durum olsa sorun yok. Ancak emekli aylığının durumu ve geçim koşulları, insanları çalışma hayatında kalmaya zorluyor. Yoksa emeklilik olanakları, kişilerin standartlarını korumalarını sağlasa ya da arttırsa; kim dönüp o yaşlarda tekrar çalışmak ister, değil mi.

Ama mevcut haliyle SGDP, sadece 2008 öncesi için bir “ayrıcalık” olarak duruyor. 2008 sonrası için ise yok hükmünde. Burada asıl mesele, 2008 reformunun “primli sistemden primsiz emekliliğe” kayışı hızlandırması. Sistem, giderek daha fazla emekliyi “prim ödemeden maaş alan” statüsüne itiyor. Oysa emeklilerin primli çalışması ile daha fazla insan aktif prim öder, SGK’nın gelir gider dengesi düzelir. Emekli de evde oturmak yerine üretken kalır, ekonomiye katkı sağlar, kendi cebine ek gelir koyar. Bu, hem SGK için hem emekli için hem işveren için kazan-kazan olur.

Meclis’in bu konuyu ele alması lazım. 2008 reformu iyi niyetle yapıldı ama zamanla adaletsizlik üretti. Artık düzeltme zamanı. Emekliler çalışsın, prim ödesin, maaşını korusun. Hem emekli mutlu olur hem SGK rahatlar hem ekonomi nefes alır. Bu, sadece bir sosyal güvenlik meselesi de değil; aynı zamanda bir adalet meselesi. Emek vermiş insanlar, emeklilikte de üretmek istiyor. Sistemi buna göre şekillendirmek, hepimizin yararınadır.

Sorularınız için e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com


© Yeniçağ