menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erdoğan’ın aradığı kelime

36 0
17.03.2026

Süleyman Demirel’in çok önemsediğim bir sözü vardır.

“Siyasette neyin mümkün olduğunu görebilmek için neyin mümkün olmadığına bakmak lazım” der nam-ı diğer Çoban Sülü. Demirel’in açtığı bu pencereden bakarsanız; Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi fırtınayı, üstümüze karabasan gibi çöken siyasi iklimi yaratan varoluşsal sancıları da görebilirsiniz…

Dikkat çektiğim noktayı gören biri var, o da Erdoğan. Peki gördüğü ne? Artık halka yeni başarı hikayeleri sunarak, “neredeeen nereye” siyaseti izleyerek ve yeni vaatler vererek iktidarını sürdürmesinin mümkün olmadığı. Erdoğan bu gerçekle yüzleşti.

Erdoğan’ın gördüğü “mümkün olmayan”, muhalefetin iktidarını mümkün kılıyor. Başka bir deyişle, AKP iktidarının muhalefete düşüşünü. Bütün mesele de Erdoğan’ın mümkün olmayanı değiştirmeye çalışmasında düğümleniyor.

CHP’nin belediyeler üzerinden ve üstelik AKP iktidarının yarattığı sorunlarla mağdur olan, yoksullaşan toplum kesimlerine el uzatarak yazdığı başarı hikayesi baltalanırsa ve kurultay davaları ile CHP kaotik bir görüntüye hapsedilirse, “mümkün olmayan” değişebilirdi. Böylece, AKP’nin iktidarını sürdürmesi mümkün olmayandan çıkar ve CHP’nin iktidara gelmesi mümkün olmayana dönüşürdü…

Muhalefeti kıskaca alan, CHP’yi kriminalize etmeyi amaçlayan ve hala süren bu proje ile neredeyse eş zamanlı olarak formatlanmış açılım Terörsüz Türkiye süreci başlatıldı. Böylece de CHP ve CHP’li figürler kriminal alana itilirken, Erdoğan’a “Terörsüz Türkiye’nin kurucusu / lideri” şeklinde yeni imaj yüklemesi yapılacaktı…

Erdoğan’ın yeni hikâye oluşturma kampanyasına, Esad sonrası Suriye’deki gelişmeler ile ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaşı üzerinden “kritik virajlardan Türkiye’yi sağ salim çıkaran lider” imajı da eklenmeye çalışılıyor. Yani, soframızda eksilen ekmek görünmesin, cebimizde azalan para hissedilmesin diye ekrana büyük hikayeler veriliyor. Ekonomi yanarken, hukuk aşınırken, halkın gözünü illüzyonlarla oyalamak; en eski algı siyasetidir…

Peki Erdoğan için üretilen yeni başarı hikayesinde hangi başlık ne durumda? Terörsüz Türkiye sürecine halkta bir rıza oluşturulamadığı ortada. Zaten başından beri usül ve üslup sorunu olan sürecin satın alınması beklenemezdi…

Peki ya CHP’ye yönelik yargı kuşatması?

Gizli tanıkların bir şeye tanık olmadığı ifadeleri ile başlayan İBB soruşturmasının delillerden çok duyum ve düşüncelere dayanan, bu haliyle de adeta “duydumname” olan ve “Düşünüyorum öyleyse varım” sözünü haklı çıkaran bir eser niteliğindeki iddianamesinin dağ fare doğurdu cinsinden olduğu herkesin malumu…

İddianame toplumun geniş kesimlerinin İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olduğu için hapiste olduğu inancını perçinledi. İki haftadır süren duruşmalardaki tablonun hizmet ettiği algı da farklı değil. İmamoğlu soruşturması iktidar için İmamoğlu sorununa dönmüş durumda…

Erdoğan için geriye elverişli tek alan bir alan kalıyor: dış politika ve bölgemizdeki gelişmeler. Tabii yeni anayasa hayata geçirilemezse…

İBB soruşturması ve Terörsüz Türkiye sürecinden henüz aradığı mümkün kelimesini elde edemeyen Erdoğan, yeni bir başarı anlatısını Orta Doğu’dan çıkarmaya hazırlanıyor. “Türkiye’yi etrafındaki badirelerden uzak tutan güçlü lider” imajı önümüzdeki süreçte kamuoyunun algısına pompalanacak…

Peki yeni başarı anlatısından siyasi fayda elde edebilecek mi? Aradığı mümkünü bulmasına yarayacak mı? Bu tamamen CHP’nin performansına bağlı…

Aslında geçmişte dış politika ve milli güvenlik alanlarını Erdoğan için elverişli hale getiren “başarılı” politikalar değil CHP’nin söz konusu alanı ıskalamasıydı. CHP’nin bu alanlarda güven verememesiydi. Üstelik iktidarı köşeye sıkıştıracak çok fazla malzeme varken…

CHP pek farkında değil gibi ama dış politika ve milli güvenlik alanı, artık sandıkta belirleyici etkiye sahip. Öyle ki, değişim iradesi taşıyan bir grup seçmen sırf bu iki alana bakarak 2023 seçiminde Erdoğan’a oy verdi. Ancak CHP 2023’teki seçmen davranışlarına ve bölgemizdeki yangınlara rağmen sadece ekonomiye güvenme alışkanlığını sürdürüyor…

Oysa, “Savaş Türkiye sıçrayacak mı, İran’dan sonra hedef biz miyiz” gibi endişelerin yükseldiği ve Orta Doğu’nun her ne zaman yapılacaksa ilk seçime kadar içinde bulunduğu tablodan çıkamayacağının anlaşıldığı bir konjonktürde bu alanı görmezden gelmek Erdoğan’a aradığı mümkünü vermek değil mi?


© Yeniçağ