menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türklük ve Türkçe Anadolu’da 1071’den sonra dirildi!

17 0
yesterday

Devleti Aliye’nin son 250 yılından itibaren medeniyetimizin her cephede aldığı ağır yaralar ve bunun sonucu başta devletlu takımı olmak üzere kademe kademe bütün toplum kesimlerindeki mukayeseye dayalı indirgemeci düşünme tarzının hala devam ettiği bir gerçek. Bu türlü düşünmenin mantığı, ilk dönemlerden bugüne kadar bizi hep yanıltmıştır. Çünkü mukayeseye dayalı indirgemeci düşünce, birbirine hiç benzemeyen ve gelişimi değişik olan toplumları çok dar açıdan (tek ölçütle) karşılaştırır. Bu da farklılıkları silerek “var/yok”, “ileri/geri”, “biz/onlar” şeklinde karşıtlıklara indirgeme eğilimidir.

Mesela şu cümleler: “Matbaa onlarda var, bizde neden yok? Onların askerlerinde tüfek, top var bizde neden olmasın? Onların devlet idaresinde meclis var biz de isteriz. Onlarda eşit vatandaşlık var, mal ve can emniyeti hukuka dayalı bizim vatandaşlar neden yetmiş iki millete bölünmüştür? Onlarda kadın sosyal hayatın içinde (!) bizim kadınlar neden haremden dışarı çıkmıyor?” benzeri yüzlerce cümleyi hemen hepimiz duymuştur. Günümüzde bile köyünden çıkıp Avrupa’ya ekmek parası kazanmaya giden ve bir müddet sonra toplumun en alt kademesinden statü sahibi bireye dönüştüğü halde her an "Ausländer raus" sloganına maruz kalabilecek insanlarımız da tartışmalara ayrı boyut kazandırmıştır. Öyle bir boyut ki, kendi kültürü hakkında hiçbir bilgisi, görgüsü olmaya üçüncü nesillerin ipe sapa gelmez mukayeselerine dönüşmüştür. Ülkedeki sert tartışmalar aslında artık “Neden onda var bizde yok?” duvarını aştı ve bize ait değerlin niteliği konuşulmaya başladı. Önceleri halk ağzındaki atışmalar “nicelik sorunuymuş” gibi algılanıyordu (ve tabii, 0nda var de bende neden yok düzeyindeki sorun, bende olmayanları ele geçirmek sorunuydu) fakat bu........

© Yeniçağ