Nev Anadoluculuk masalı
Anadolu’da binlerce yıl önce hâkimiyet kurup bugün boş mezarlar ve yıkıntılardan başka bir şeyleri kalmamış olanları baş tacı eden iki tür zihniyet vardır ki, geçmişte sanat ve fikir alanında bazı denemeler yapmışlar ancak sürdürülebilir bir sonuca ulaşamamışlardı. Başarısızlıkların pek çok sebebi var: Türk Oğuz boyları Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerini kapsayan bin yıl boyunca, tüm zamanların en zorlu medeniyet sentezini gerçekleştirememiş gibi hayatiyetini yitirmiş, deyim yerindeyse ‘batıl’, yani akla, mantığa, bilim ve hakikate uymayan, tabiatüstü güçler veya rastlantılara dayalı temelsiz inanışlardan doğan estetik ve tarihi değerlere meyletmiş olmaları.
İlginçtir, fikri sapmaya kapılmasını hiç bekleyemeyeceğiniz bazı büyük Türk edipleri, girişinin bir yanında Apollon, Artemis, Athena karşı tarafında Bacchus, Satir, Menad ve Afrodit heykelleriyle süslü “Nev Yunanîlik” çıkmazına girmişlerdi. Gerekçeleri yeni bir milli estetik yaratmaktı! Mesela
Yahya Kemal, Türk edebiyatının Fransız etkisinden kurtulması için Batı uygarlığının temeli olan Antik Yunan’ın estetik anlayışını benimseyip yeni ve köklü(!) bir “milli estetik” yaratmak gerektiğini düşünmüştü. Böylece sadece Osmanlı ve bir bakıma selefi olan Doğu Roma geçmişiyle yetinmeyerek daha geniş ve derin bir çerçeveyle Antik Yunan geleneğine bağlanmış olunacaktı! Buradaki fikri takıntı, Antik Yunan’ın estetik anlayışını Anadolu toprağında yeşertip (sentezleyip) yeni bir estetik heyecan yaratmak hayalidir. Balkan Savaşları sonunda, Türklerin cesetlerini hayran oldukları Nev Yunanîlik yolunun iki yanına dizilmiş gördükten sonradır, “başları lahit ağcına” değdi ve titreyip kendilerine döndüler. Yahya Kemal’in fikri dönüşümü, 1071 Malazgirt zaferini ve bin yıl boyunca Türkistan’da başlayarak İstanbul’da mayalanıp Avrupa ortalarına kadar ulaşan Türkün medeniyet hamlesinin çileli sürecini keşfetmesiydi. On dokuzuncu yüzyıl kelimeleri ile söylersem, medeniyetimizin “imtidad” ve “tahavvülü” atalarımıza ağır bedeller ödetmişti. Üstadın yaptığı gibi bu medeniye tecrübesi, fesi denize fırlatıp fötr şapka giyerek bir kenara atılamayacak, yok farz edilemeyecek kadar büyüktü, derindi ve hala yaşıyordu! Yahya Kemal’in bu idrakteki en önemli durağı bugün Anadolu dediğimiz Roma diyarının (Diyar-ı........
