menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyilik narkozu

33 0
15.03.2026

Dünya bazen bir hastane koridoru gibi kokuyor.

Duvarlarda umut posterleri, ekranlarda parlak gülüşler, hoparlörlerde barış mesajları… Ama odaların kapısı aralandığında içeriden başka bir şey çıkıyor: barut kokusu. İşte çağımızın en tuhaf çelişkisi bu.

Bir yanda sinema perdesinden, spor sahalarından, medya ekranlarından dünyaya sürekli iyimserlik enjekte eden bir sistem var. Öte yanda aynı sistemin gölgesinde büyüyen savaşlar, darbeler, operasyonlar…

Bu düzenin baş mimarı ise uzun yıllardır kendini “özgür dünyanın lideri” diye tanıtan Amerika Birleşik Devletleri.

Ama artık o büyülü perdenin arkası görünmeye başladı. Çünkü dünyanın geri kalanı artık bu sahneyi dikkatle izliyor.

Eskiden Hollywood filmleriyle dünyayı kurtaran kahramanlar vardı.

Bugün ise insanlar soruyor: “Kahraman filmde mi, yoksa füzeyi ateşleyen parmakta mı?”

Uzun yıllar boyunca dünya bir tür “iyilik narkozu” altında tutuldu.

Bu narkozun dozu dikkatle ayarlanmıştı.

Biraz sinema… Biraz spor… Biraz medya romantizmi…

Her şey sanki insanlık daha iyi bir yere gidiyormuş gibi gösterildi. Filmlerde dünyayı kurtaran askerler, spor sahalarında “barış” mesajları, güzellik yarışmalarında klasik cümleler:

“Penguenler ölmesin…”“Savaşlar son bulsun…”

Sahne ışıkları altında söylenen bu sözler kulağa hoş geliyordu. Ama aynı anda dünyanın başka bir köşesinde füze rampaları hazırlanıyordu.

Bugün artık insanlar o romantik dekorun altına bakıyor. Ve gördükleri şey oldukça basit: Bir füzenin maliyeti, bir ülkenin açlıkla mücadele bütçesine denk.

ALMEYDA'NIN TEK CÜMLELİK TOKADI

Bazen bütün propaganda makinelerini tek bir cümle yıkar.

Bunu yapan kişi bir siyasetçi değil.

Matias Almeyda, Sevilla FC’nin teknik direktörü olarak söylediği birkaç cümleyle dünyadaki bütün propaganda posterlerini buruşturup çöpe attı.

Dedi ki:“Savaşlarda fırlatılan füzeler 50 milyon euro değerinde. Sonra ‘Afrika’da açlık var’ diyoruz. O füzeler yerine neden pirinç veya eğitim için harcamıyoruz?”

Bu sözler diplomatik değildi.

Politik açıdan da “doğru” sayılmazdı.

Ve bazen gerçek, bütün strateji masalarını devirmeye yeter.

SATRANÇ TAHTASI DEVRİLİYOR

Uzun yıllardır küresel siyaset bir satranç oyunu gibi oynanıyor. Tahtanın başında çoğu zaman aynı oyuncu oturuyor: Amerika Birleşik Devletleri.

Piyonlar değişiyor, taşlar değişiyor ama oyunun mantığı değişmiyor.

Bir yerde kriz çıkar. Bir yerde operasyon yapılır. Bir yerde “demokrasi getirildiği” söylenir.

Bugün aynı senaryonun parçaları dünyanın farklı köşelerinde konuşuluyor:

İsrail ile birlikte İran’a yönelik saldırılar…

Venezuela’da yaşanan siyasi operasyonlar ve Nicolas Maduro etrafındaki tartışmalar…

Ama eskisi gibi değil artık.

Çünkü seyirci oyunu çözmeye başladı.

Satranç masası hala kuruluyor ama taşların yerini herkes görüyor.

Algı üretmenin en sevilen sahnelerinden biri spor.

Sporcularla insanlara mesaj, bazen yüzlerce basın toplantısından daha etkili olur.

Bu yüzden sahneye bazen yıldızlar çıkar.

Bir fotoğraf karesinde yan yana dizilen isimlere bakarsınız:

Lionel MessiLuis SuarezRodrigo De PaulJavier Mascherano

Ve onların önünde duran politik figür… Donald Trump.

Bir spor fotoğrafı gibi görünür. Ama aslında bir propaganda sahnesidir.

Çünkü Amerika algıyı sever. Algıyı üretir. Algıyı ihraç eder.

Hollywood bunun fabrikasıdır. Spor bunun vitrini.

Ama artık işler eskisi gibi yürümüyor.

Eskiden dünya bu hikayeyi satın alıyordu.

Bugün ise insanlar şu soruyu soruyor:

Eğer dünya gerçekten bu kadar iyiyse… Neden her gün yeni bir savaş başlıyor?

Eğer iyimserlik gerçekten bu kadar güçlü ise… Neden barut kokusu hala havada?

İşte bu yüzden “toz pembe dünya” senaryosu giderek inandırıcılığını kaybediyor. Çünkü insanlar artık hikayeyi değil, faturayı görüyor.

İYİLİK PERİSİ FABRİKASI

Amerikan kültürü dünyaya uzun süre şu mesajı verdi: “İyi olun, umutlu olun, her şey güzel olacak.”

Ama bazen bu sözler bir masal gibi duruyor. Çünkü aynı anda dünyanın başka bir köşesinde silah fabrikaları çalışıyor.

İyilik mesajları verilirken savaş ekonomisi büyüyor.

İnsanlık iyimserliğe davet edilirken kan dökülmeye devam ediyor.

Bu yüzden artık bu tablo tamamen şöyle tanımlanmalı: İyilik perisi fabrikası.

Dışarıdan bakınca pamuk şeker gibi… Ama makinenin içi demir ve barut.

Güç sahibi olmak başka şeydir. Gücü sınırsız kullanmak başka.

Bugün dünya giderek ikinci kategoriye kayıyor.

Savaş olmayan bir dünya dilemek kulağa romantik geliyor.

Silahsız bir dünya istemek ise neredeyse çocukça bulunuyor.

Oysa ironinin en acı tarafı şu:

Bazen dünyayı güzelleştirme fikri bir devlet başkanından değil, bir futbol antrenöründen geliyor.

Matias Almeyda’nın o basit sorusu bu yüzden çok ağır:

“Füzeler yerine pirinç gönderemez miyiz?”

Bu soru aslında bütün küresel sistemin üzerine bırakılmış bir not.

Ve o notun altına yazılan tarih muhtemelen şöyle olacak:

Algı imparatorlukları sonsuza kadar sürmez.Bir gün perde kalkar.Ve herkes sahnenin arkasını görür.

O gün geldiğinde geriye iki şey kalır:Atılan füzelerin izi…

Ve insanlığın hala cevabını aradığı o basit soru:Gerçekten iyi bir dünya mı istiyoruz, yoksa sadece iyi görünmesini mi?


© Yeniçağ