menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Henri Bergson’la muhayyel bir söyleşi: Geçmiş gerçekten geçer mi?

15 0
11.05.2026

Henri Bergson’la muhayyel bir söyleşi: Geçmiş gerçekten geçer mi?

Bugün ünlü Fransız filozof Henri Bergson’la muhayyel bir söyleşi yapacağız. Geçen haftaki Yahya Kemal’in şiirlerini yorumladığım yazımdan ilham olarak bu söyleşiyi oluşturdum. Elbette Henri Bergson bu dünyadan göçeli 85 sene oldu. Ama Yapay Zekâ sağ olsun. Burada Yapay Zekâ asistanım Daneel’e teşekkürü bir borç bilirim. O, Bergson yaşasaydı benim sorularıma nasıl cevap vereceğini ve bir önceki yazımı dikkate alarak, sorduğum soruları cevapladı.

GİRİŞ: HENRI BERGSON KİMDİR?

Henri Bergson, 1859–1941 yılları arasında yaşamış Fransız filozoftur. 20. yüzyıl başı Avrupa düşüncesinin en etkili isimlerinden biridir. 1927’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır. Felsefesi özellikle zaman, hafıza, bilinç, sezgi, hayat hamlesi ve yaratıcı evrim kavramları etrafında şekillenir.

Bergson’u anlamak için en temel ayrım şudur: Saatlerin ölçtüğü zaman başka, insanın yaşadığı zaman başkadır.

Saat zamanı dışsal, bölünebilir, ölçülebilir ve mekaniktir. Dakikalar, saatler, günler birbirinden ayrılmış eşit parçalardır. Ama insanın iç zamanı böyle değildir. Biz zamanı sayarak değil, yaşayarak tecrübe ederiz. Bir saat bazen bir an gibi geçer; bazen beş dakika bitmek bilmez. İşte Bergson buna süre der: Fransızcasıyla durée.

Şimdi dilerseniz söyleşiye geçelim…

HENRI BERGSON’LA SÖYLEŞİ

1. Mösyö Bergson, geçmiş gerçekten geçmişte mi kalır?

Henri Bergson: Hayır, geçmiş bütünüyle geçmişte kalmaz. İnsan, yaşadığı her şeyi arkasında bırakarak ilerleyen boş bir varlık değildir. Geçmiş, bilincin derinliklerinde yaşamaya devam eder. Biz onu her an açıkça hatırlamayabiliriz; fakat o, şimdiki davranışlarımızda, duygularımızda, sezgilerimizde ve kararlarımızda etkisini sürdürür.

İnsan, geçmişinden yapılmıştır. Çocukluğu, yaşadığı şehir, duyduğu sesler, sevdiği yüzler, korkuları, sevinçleri ve kayıpları onun şimdiki benliğinin içine karışmıştır. Bu yüzden geçmiş, ölü bir arşiv değildir; bugünü besleyen canlı bir kuvvettir. Şimdiki an, geçmişten kopuk değildir. Tam tersine, geçmiş şimdiki anın içine sızarak yaşamaya devam eder.

2. Sizin “durée”, yani “süre” dediğiniz şey, saatlerin ölçtüğü zamandan nasıl ayrılır?

Henri Bergson: Saatlerin ölçtüğü zaman dışsal, bölünebilir ve mekaniktir. Bir saat altmış dakikaya, bir dakika altmış saniyeye ayrılır. Bu zaman, mekân gibi parçalara bölünmüş olarak düşünülür. Bilim ve teknik için bu zaman anlayışı elbette gereklidir.

Fakat insanın yaşadığı zaman böyle değildir. Bilincin zamanı kesik kesik parçalardan oluşmaz. O, akan, yoğunlaşan, genişleyen, hatıralarla dolan bir iç sürekliliktir. Bazen bir dakika bize çok uzun gelir; bazen saatler bir an gibi geçer. Çünkü iç zamanımız saatle değil, yaşantının yoğunluğuyla ölçülür.

Benim “süre” dediğim şey, işte bu yaşanan zamandır. O, dışarıdan ölçülen değil, içeriden duyulan zamandır.

3. Bir ses, bir koku veya bir mûsiki parçası bizi nasıl olup da geçmişe götürebilir?

Henri Bergson: Çünkü hafıza yalnız zihinsel bir kayıt deposu değildir. Hafıza, bilincin derinliğidir. Bazen bir ses, bir koku, bir renk veya bir mûsiki parçası bu derinliği birden açar. O anda insan geçmişe “dönmüş” gibi olur; fakat aslında geçmiş bugünün içinde canlanmıştır.

Yahya Kemal’in........

© YeniBirlik