menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tekçilikten demokratik topluma: Barışın yeni dili(1)

23 0
13.08.2026

Türkiye’nin son yüz yıllık tarihine bakıldığında, yaşanan sorunların yalnızca hükümetlerin, iktidarların ya da siyasal aktörlerin değişmesiyle açıklanamayacağı görülür. Daha derinde, devletin kendisini nasıl tanımladığı ve toplumla nasıl bir ilişki kurduğu sorunu vardır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren güçlenen tekçi devlet anlayışı; farklılıkları eşit yurttaşlığın doğal unsurları olarak kabul etmek yerine, onları denetlenmesi, dönüştürülmesi ve gerektiğinde bastırılması gereken unsurlar olarak gördü. Türk sünni kimliğini merkeze alan bu siyasal zihniyet, toplumun çoklu yapısını bir zenginlik olarak değil, yönetilmesi gereken bir farklılık olarak ele aldı. Böylece yurttaşlık, ortak bir demokratik yaşam sözleşmesi olmaktan çıkarak, egemen kimliğe uyum sağlama biçimine dönüştü. Devletin tekliği zamanla toplumun da tekleştirilmesini isteyen bir siyasal mühendisliğe evrildi.

Oysa bu coğrafyanın tarihsel gerçekliği tek değildir. Halklar, inançlar, diller, kültürler ve yaşam biçimleri yüzyıllardır iç içe yaşamaktadır. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde farklı halkların ve inançların ortak mücadele içerisinde yer almış olması da bu tarihsel çoğulluğun göstergesidir. Fakat sonrasında özellikle Kürtlerin ve Alevilerin eşitlik ve özgürlük talepleri inkâr, asimilasyon, sürgün, tedip ve tenkil politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Kürt siyasal aktörlerinin idam sehpalarına gönderildiği, Alevi inancının kamusal ve hukuki alanda tanınmadığı, toplumun hafızasının devlet eliyle parçalandığı uzun bir dönem yaşandı.

Bugün ortaya çıkan Barış ve Demokratik Toplum süreci, tam da bu tarihsel zeminde okunmalıdır. Mesele yalnızca silahların bırakılması ya da çatışmanın sona ermesi değildir. Asıl mesele, çatışmayı üreten siyasal ve toplumsal zeminin değiştirilmesidir.  Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat........

© Yeni Yaşam