İradesine el konan sadece İzmirliler mi?
Otoriter rejimler en küçük idari birimi bile egemenlikleri altına almak ister. Bunun için yasama organı başta olmak üzere merkezi idarenin tüm birimlerini kendilerine bağlarken, halkın yerel düzeyde kendi yönetim mekanizmalarını kurmalarına da olanak vermez. Otokrasilerin yerel yönetimleri ele geçirmek istemesinin nedenlerinden biri yerel düzeyde kendilerine karşı oluşabilecek muhalif hareketleri engelleyerek rejimin bekasını koruma güdüsü iken diğer önemli neden, yerelin ekonomik kaynaklarına el koyarak yönetmektir.
Merkezi düzeyde olduğu kadar yerelde de yönetime el konulması; halkın, toplumun -ya da sık kullanılan ifadeyle milletin- egemenliğini/iradesini ortadan kaldırır ve otokrasiyi yöneten küçük bir zümrenin eline verir. Bunun örneklerini darbe dönemlerinde görebiliriz; darbe rejimleri, merkezi yasama organı olan ve halkın seçtiği vekillerin oluşturduğu meclisi feshederken yine halkın seçtiği belediye başkanlarını da görevden alır, yerlerine kendi memurlarını atar. (Benzer bir durumun başka ülke topraklarını işgal eden sömürgeci/emperyalist devletler için de geçerli olduğu söylenebilir.)
Darbelerle kurulan otokratik rejimlerde yönetime (millet iradesine) el koyma edimi genellikle geçicidir. Egemen sınıfın çıkarlarına (kapitalizmde sermaye birikiminin sağlanması için gerekli koşullara) uygun bir düzenin kurulmasının ardından yönetim -şeklen de olsa- yeniden millet iradesine bırakılır. Oysa parlamenter sistem içinden “milletin iradesine dayanarak” iktidara gelen bir yapının siyasal sistemdeki açıklara ve çelişkilere dayanarak inşa ettiği bir otokratik rejim, -en azından- otokrasiyi inşa edenlerin zihninde kalıcıdır ve rejimin sürekliliği en önemli -hatta yegane- hedef haline gelir.
AKP, 12 Eylül darbe rejiminin düzenlediği anti-demokratik yasal ve siyasal sistemde halkın önemli bir kesiminin oyunu alarak iktidara gelmiş bir partidir. Ancak 2009 yerel seçimlerinde -birinci parti olmakla beraber- özellikle Kürt illerinde oy oranı düşen AKP’nin (DTP bu........
