menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

9 0
04.07.2026

Geçmiş yıllarda da çeşitli bağlamlarda değindiğim Michel-Rolph Trouillot’nun Geçmişi Susturmak: İktidar ve Tarihin Üretimi eseri, tarih yazımını masum bir arşivcilik faaliyeti olmaktan çıkarıp, onu kanlı ve son derece politik bir iktidar savaşının merkezine yerleştiren çok kıymetli bir kitaptır. Barış ve çözüm süreci ekseninde yürüyen tartışmalardan ilhamla yeniden dönme ihtiyacı hissettim. Nedenlerini kısmen aşağıda açacağım.

Önce temel bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Kitabın ana derdi “Tarih, iktidarın meyvesidir ve iktidarın nihai işareti de görünmezliğidir. Böylesi bir iktidara karşı en büyük meydan okuma ise bu görünmez kökleri ifşa etmektir” demesindedir.

Trouillot, tarihin sadece “kazananlar tarafından yazıldığını” söyleyen o beylik ve pasifist lafın çok ötesine geçiyor. Ona göre tarihsel üretim, doğruların yazılmasıyla değil, “sessizliklerin üretilmesiyle” inşa edilir. Bu tez, kitabın ana omurgasıdır ve çok çok önemlidir.

Bu sessizliğin, sürece dört kritik aşamada sızdığını ifade ediyor. İlki olguların yaratılması yani kaynakların yapımı, ikincisi olguların bir araya getirilmesi yani arşivlerin yapımı, üçüncüsü olguların geri çağrılması yani anlatıların yapımı ve son olarak geriye dönük anlamlandırma yani tarihin nihai olarak yapımıdır. Bu çerçevede; bir olayın veya bir halkın tarihten silinmesi, basit bir unutkanlık değil; bizzat iktidarın silahının susturucu takılarak ateşlenmesi gibi aktif, geçişli ve faili olan bir eylemdir.

Kitabın merkezine oturtulan örnek gerek Batı medeniyetinin gerekse de dünya devrimler tarihi yazımının ontolojik kibrini yerle bir eden 1791-1804 Haiti Devrimi’dir. Siyah kölelerin, dönemin en büyük sömürgeci güçlerini yenerek bağımsızlıklarını ilan etmelerini örnek veriyor. Bu durum, Batı’nın düşünce sistematiği içinde kelimenin tam anlamıyla “düşünülemez” bir ve şok olaydır. Kitapta birçok somut örneği de yer alıyor. 1790 yılında, isyanın patlak vermesine az bir zaman kala, köle plantasyonuna bakan görevli Le Barre, Fransa’daki kaygılı eşine sakinleştirme mahiyetinde bir mektup yollar. Mektup şöyledir: “Zencilerimizde hiçbir hareketlilik yok. Böyle bir şey akıllarında bile yok. Hepsi sakin ve son derece itaatkâr. Herhangi bir isyan imkân dahilinde değil. Köleler gayet itaatkâr ve hep öyle kalacaklar. Geceleri kapı, pencere açık yatıyoruz. Özgürlük, zencilerin aklının alamayacağı bir rüya…”

Trouillot’nun “düşünülemez” dediği kavramda biraz daha durmak istiyorum.  Çünkü Türkiye realitesinden bakınca devleti ve “devletin Kürdü” olmayı........

© Yeni Yaşam