menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fırsat mı çukur mu?

8 0
13.03.2025

Gazetemizde 14.01. 2025 de yayınlanan “İlk adımı beklerken” yazımda şöyle demişim: “Türkiye emperyalist “Batı” tarafından “gözetmekle” görevlendirildiği Yeni Suriye’nin içine girdikçe, “orası” ile “burası” arasındaki zaten uzun zamandır yaşanan karşılıklı akış hali hem farklı alanlara yayılıp dallanıp budaklanıyor hem de hızını ve yoğunluğunu arttırıyor.

Sınırlar iyice geçirgenleşmişti, şimdi neredeyse buharlaşıyor. Öyle gözüküyor ki, maddi-coğrafi sınırlardan şimdi de siyasi ve toplumsal sınırların geçirgenleşmesine doğru gidiliyor. Etkileşim o kadar hassaslaştı ki, Suriye’de olup bitenler hızla Türkiye’yi etkiliyor. Üstelik henüz yolun başındayız, etkileşimin çok daha fazlasını önümüzdeki aylarda yaşayarak göreceğiz.

İki ülkenin devletlerinin uzun on yıllardır çözümsüz bırakarak despotik baskı altında kördüğüm hale soktukları sorunları birbirine benzediği için etkileşim çok doğrudan yaşanıyor. Evet, Türkiye’de kapitalizmin gelişme derecesi çok daha gelişkin olduğu için sorunlar farklı biçimlerde ve yoğunlukta yaşanıyor, yine de iç içe geçtikçe benzerlikler açığa çıkıyor.”

İşte, olayların hızı sürekli arttığı için henüz fazla zaman geçmeden gelişmeler tam da böylesi bir zemine yerleşiverdi. Türkiye mi Suriye’ye müdahale ediyor, yoksa Suriye mi Türkiye’nin içini karıştırıyor diye sorsak, sanırım hepimiz “ikisi birden” diyeceğiz.

Gerçekten de öyle değil mi?

İki alan arasındaki iletişim sadece hızla yaşanmıyor, aynı zamanda sürekli daha yoğun ve daha karmaşık bir yapıya bürünüyor.

Öyle ki, ortak iletişim alanındaki farklı akışlar ortak bir yönde değil, çok sayıda özne tarafından kendi ihtiyaçlarına göre ivmelendirildiği için farklı hatta çoğunlukla zıt yönlerde hareket ediyor. Üstelik, olup bitenler yerelle sınırlı değil, bölgesel ve küresel güçlerin de bulunduğu bir ortak zeminin içinde yaşanıyor. Herkesin birbirini gözlediği, herkesin diğerlerinin açığını kolladığı, güçlü olanın egemenleşip güçsüzlerin ezileceği bir zeminde!

Evet, her güç Orta Doğu’nun yeniden yapılanmasında kendisinin hayat alanının genişletmek ya da en azından yaşanan “fırtınayı” ayakta kalarak atlatabilmek için yeni “fırsat” arıyor da; o fırsat herkes için geçerli değil, bazıları da aynı süreci çukura düşüp devre dışı kalmak hatta o çukurda kaybolup gitme olarak yaşayacak!

Aynı yazıda iktidar yanlılarının “Oh, ne güzel Suriye cebimizde!” diyerek sevinçle hoplayıp zıplamalarına bakıp belirtmişim; “Suriye “şenlik yeri” değil, mayınlı arazi!”

Alt emperyalizm

Türkiye-Suriye eksenindeki akışlar 3 ana alanda yaşanıyor; Türk-Kürt gerilimi, Sünni-Alevi gerilimi ve tekfirci bir düzeye yerleşen Mezhepçilik-Laiklik gerilimi!

Şimdi hepsi birden hareket halinde, sürekli daha yoğun ve daha karmaşık bir yapıya bürünerek hareket ediyorlar. Üstelik henüz gidilecek çok yol, yüklenilecek çok daha fazla yük, katlanılacak çok daha ağır gerilimler var!

İleriye doğru atılacak her adım da her özne daha zorlu bir durumla yüzleşecek, zayıflayıp düşmelerle güçlenip egemenleşmeler yaşanacak. Sürecin egemeni ya da egemenleri ancak böylesi cehennemcil bir ortamın içinde........

© Yeni Yaşam