12 Eylül Askeri Darbesiyle başlayan süreç devam ediyor
Geçen yüzyılda kapitalist dünyayı niteleyen en önemli olguların başında askeri darbeler ya da darbe girişimleri geliyor.
Azgelişmiş ülkelerde, sömürgecilik sonrasında (1960’lar), Şili’de olduğu gibi iktidara gelen bazı “ulusal kalkınmacı yönetimler”; “emperyalist devletlerin çıkarlarına ters düşen strateji ve politikalar izlediklerinden”, CIA destekli askeri darbelerle devrildiler.
Türkiye gibi diğer bazıları da, “küresel sermayenin yeni birikim stratejilerinin hayata geçirilebilmesi için”, yine CIA destekli askeri darbelere maruz bırakıldılar. Bu darbelerde ABD emperyalizminin ve NATO’nun payı çok büyük.
Açık diktatörlüklerin döl yatağı emperyalist-kapitalist sistem
Ancak, tüm askeri darbeleri sadece emperyalizm olgusu ile açıklamak doğru değil. Zira darbelere neden olan diğer bazı (daha ziyade içsel) ekonomik, politik ve jeopolitik etkenler de söz konusu. Bunların başında kuşkusuz derin ekonomik krizler ve politik krizler geliyor.
Bu etkenler, örneğin 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinde son derece etkili olmuşken, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi ve ardından 20 Temmuz OHAL ile gelen ve genelde “sivil darbe” olarak nitelendirilen gelişmede, spesifik olarak, ekonomik faktörden daha ziyade, iktidarın iki kanadı arasında başlayan çatışmayla ayyuka çıkan politik bir kriz etkili oldu.
Keza, 1980 öncesinde İran’da Amerikancı Şah Rejiminin devrilmesi ve yerine Mollalarca yönetilen bir rejimin iş başına gelmesi, ABD tarafında, Rusya’ya karşı önemli bir hegemonya kaybı olarak görüldü ve bunu telafi etmek için Türkiye bir askeri rejimle tahkim edilmek istendi.
12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden süreç: Ekonomik ve politik kriz
12 Eylül Askeri Darbesi öncesinde dünya kapitalizmi uzun süren bir iktisadi durgunluk, Türkiye ekonomisi ise derin bir iktisadi ve politik kriz içindeydi. Türkiye’nin krizi aslında 1962’den itibaren uygulamakta olan kapitalist ithal ikameci büyüme modelinin (en azından Türkiye’deki versiyonunun), bir kriziydi ve kendisini “döviz krizi” biçiminde gösteriyordu.
Yani ağırlıklı olarak iç pazara, dolayısıyla belli düzeyde satın alma gücünü garantileyen, göreli olarak yüksek işçi ve memur ücretlerine ve sendikal örgütlenmeye dayalı ithal ikameci birikim ve büyüme stratejisi, 1970’lerin ortalarından itibaren hem iç hem de dış ekonomik nedenlerden dolayı krize girdi.
Sermaye birikim rejimini bu krizden çıkartmak ancak yeni bir birikim rejimi ile mümkün olabilirdi. Bu artık iç pazara değil, kapitalist küreselleşmeye paralel olarak “dış pazara/ihracata yönelik bir model” olmak durumundaydı. Bu modelin ekonomi-politik temelini ise rekabetçi işçi ücretleri (yani düşük ücretler), işçi sınıfının örgütlerinin dağıtılması ve genel olarak hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması oluşturuyordu.
24 Ocak 1980 kararları: Filmin fragmanı
Krizden çıkış için önce “24 Ocak 1980 Kararları” adı altında IMF-Dünya Bankası kaynaklı........
