menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşın ABD ve İran’daki ganimetleri ve kayıpları

33 0
06.05.2026

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları ve alanı giderek yayılan savaş, yalnızca cephe hatlarını değil, devletlerin iç yapısını, karar alma mekanizmalarını ve ideolojik yönelimlerini de dönüştürüyor. Bu dönüşümün en çarpıcı örneği bugün ABD ve İran’da yaşanıyor. ABD’de nelere yol açtığını görmek için belki birkaç ay sonraki ara seçimlerin sonuçlarını beklemeliyiz.


ABD’DE KAZANLAR KİMİN İÇİN KAYNIYOR?

Trump savaşa en arkaik güdülerle kazanılacak ganimetler açısından bakıyor. Petrole çökmekten, ABD’ye en vahşi en ilkel savaş kazanımlarından söz ediyor. Ama kayıp asıl kendi saflarında oluyor. Şimdiden ABD iç siyasetinde kazanlar kaynıyor. Bu kazanlarda kim haşlanacak, nasıl bir ABD siyaseti çıkacak ve ABD’yi dünya dengeleri içinde nereye oturtacak, her türlü gelişmeye açık bir dinamik var karşımıza.

İran’da ise suikastlar, liderlik değişimleri, artan askerî baskı ve uluslararası kuşatma, İran’ı yalnızca dışarıda değil, içeride de yeniden şekillendiriyor. Savaşın başında lider değişiminin birkaç saatte Venezuela’da olduğu gibi İran’ın teslimiyetine yol açacağı hesaplanmıştı. Nasılsa hazır, ayağa kalkmış ve ABD uçaklarını selamlayacak hazır bir muhalif halk da vardı.


BEYAZ SARAY VE TEL AVİV’DEKİ HESAPLAR TAHRAN’A UYMADI

Birkaç kademeli suikast saldırılarının neticesinde İran’ın neredeyse birinci ve ikinci lider kadrosu bütünüyle tasfiye edildi. Eşi benzeri görülmemiş bir savaş biçimi bu. Ama tasfiye edilen, görüşülemeyen, uzlaşılamayan eski radikal kadrolardan sonra gelenler daha ılımlı olmak bir yana çok daha radikal bir çizgiye sahip çıktı. Niyet ve istikamet düzeyinde çok daha radikal bir kadro ile karşı karşıya İran’la ilişkisi olan herkes. Ancak yine de süreçte ortaya çıkan tablo paradoksal: İran bir yandan radikalleşiyor, diğer yandan kapasite kaybediyor. Bu ikili durum, hem savaşın seyrini hem de bölgesel politikaların geleceğini doğrudan etkiliyor.

İran’daki son gelişmeler, özellikle lider kadroların hedef alınması ve üst düzey isimlerin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, sistem içinde ciddi bir yeniden yapılanmayı zorunlu kıldı. Bu tür durumlarda tarihsel olarak gözlemlenen eğilim burada da kendini gösterdi: yerine gelenler daha temkinli değil, daha sert oldu. Zira savaş koşulları, uzlaşma arayışlarını değil, güvenlikçi refleksleri besler. İran’da da “dini itidal” olarak tanımlanan çizginin geri çekildiği, buna karşılık Devrim Muhafızları merkezli askerî-bürokratik yapının belirleyiciliğinin arttığı........

© Yeni Şafak