menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçekten, hiç zamanı değil

244 0
04.04.2026

ABD ve İsrail’in İran’a haksız, zalim, ceberrut ve haydutça saldırıları başladıktan hemen sonra İran’a yönelik daha önce görüldüğünden daha yoğun bir Şiilik eleştirisi veya İran’ın Şiileştirme politikaları konusundaki siciliyle ilgili eleştiriler de gündeme gelmeye başladı. Sadece zamanlamaya bakıldığında bunun pek de hayırlı bir gündem olmadığını hemen anlıyorsunuz.

Enteresan olan yanı, eleştirilerin detayına bakıldığında hiç biri de hak veremeyeceğiniz türden değil. İran’ın Suriye, Irak, Lübnan, Yemen ve Afganistan’daki Şiileştirme politikaları uğruna dökülen Müslüman kanlarını kim unutabilir? Ashab-ı Kirama, hele Hz. Aişe’ye kötü söz söylemeyi hangi Müslüman kabul edebilir?

Gündem o kadar yoğunlaştı ki bu ara en çok karşılaştığım sorulardan biri benim bu konuda neden sessiz kaldığım.

Oysa sessizlik de bir konuşma biçimi. Ben bu konuda özellikle sessiz kalmayı tercih ediyordum, tıpkı Hayrettin Karaman hocanın son yazısında dediği gibi: Hiç zamanı değil.

Dedik ya zamanlama ve bağlam birçok şeyin anlamını değiştirir. Şiilikle ilgili tartışma, Şiilerin gündeme getirdikleri konular tarih boyunca İslam alimlerinin gündeminde hep olmuş, cevapları verilmiş ama aralarındaki bir tartışma olarak bitmemiş ve muhtemelen de bitmeyecek tartışmalar. Bu konuda Ehl-i Sünnet, sağduyu makamından, ümmetin toplam iç barışının sorumluluğuna sahip bir makamdan, Şiilere cevabını vermekle birlikte tekfirci bir tutum sergilememiştir. Ehl-i Sünnet yönetimleri altında Şiiler istedikleri gibi inanmak suretiyle güven içinde yaşamaya devam etmişlerdir. Şiiler Sünnileri tekfir etmiş olsalar da Ehl-i Sünnet’in bu konudaki tutumu değişmemiştir. Sen misin beni tekfir eden deyip misilleme tekfir yoluna gitmemiştir.

Hayrettin Karaman Hoca tekfirle ilgili fıkhi çerçeveyi çok iyi çerçevelemiş. Belki gerek görmediği için atladığı bir konu vardır, hadsizlik sayılmayacaksa onu da ben ekleyeyim: Tekfir, hukuki sonuçları olan, dolayısıyla kararı da bireylere bırakılmayan belli hukuki-yargılama prosedürleriyle gerçekleşebilecek bir yol. Bunun için işin ehli olan hukuk ricalinin zanlıları da........

© Yeni Şafak