Ufuktaki İran-ABD savaşına dâir
ABD İran’a saldıracak mı? Son günlerin en baskın tartışma konusunun bu olduğu son derecede âşikâr. Çeşitli medyalarda hemen her gün “uzmanlar” bu mesele etrâfında kafa patlatıyorlar. Esâsen bunun yadırganacak bir tarafı yok. Tırmanarak yaşanan gelişmeler muhtemel savaşı medyatik gündemin merkezine yerleştiriyor. ABD, yüzlerce uçakla takviye ettiği deniz kuvvetlerinin üçte birini İran’ın etrâfına yığmış durumda. Evet, bir taraftan diplomatik müzâkereler devâm ediyor. Ama bu kuvvet temerküzünün gölgesi altında. Yâni,ABD “bırakalım, evvelâ diplomatlar hiçbir baskı altında çalışsın; eğer onlardan bir netice hâsıl olmazsa askerî hazırlıklarımızı daha sonra yaparız” demiyor. Askerî temerküz ve hazırlıklar ile müzâkereler eşanlı yaşanıyor. Bu da müzâkerelerin baskı altında olduğunu; esâsen bu zeminlerden bir şey beklenmemesi gerektiği husûsunda uyarıcı oluyor. Evet İran diplomasiye ABD’den daha fazla bel bağlamış gibi görünüyor. Ama ABD için müzâkereler, sanki çıkması kaçınılmaz olan savaş için askerî hazırlıkları tamamlamak için zamân kazanmaktan başka bir mânâ taşımıyor. İran da bunu gördükçe söylemini militerleştiriyor. Gâliba adım adım savaş hayâta geçiriliyor.
Nükleer kapasitesini ve füzelerinin menzilini devâmlı arttıran Kuzey Kore dururken neden nükleer silâha sâhip olmadığı âşikâr olan İran gündeme geliyor? İrân’a dönük suçlamaların sunîliği ve inandırıcı olmadığı çok açık. Bir zamanlar Irak ve Saddam’a yüklenen senaryonun bir versiyonu ile karşı karşıyayız.İran husûsunda İsrâil’in bölgesel , ABD’nin küresel hesapları örtüşmüş durumda. İran’ın çökertilmesiyle berhâber İsrâil’in bölgedeki en büyük düşmanı ortadan kaldırılmış olacaktır. İran’ın Pâkistan ile berâber Çin’in Ortadoğu’daki en büyük ortağı olduğunu biliyoruz. İran Çin’in en başta gelen enerji tedâikçilerinden. Sâdece bu da değil; ticârî ve stratejik açıdan Ortadoğu’ya açılmasındaki en kritik coğrâfî dayanağı. Çin ile İrâil arasında da hayli köklü ekonomik ilişkiler mevcut. Ama stratejik olarak bir her zaman........
