Totaliterliklerin geçit resmi
Totaliterliklerin geçit resmi
Siyâset bilimi literatüründe, otoriterlik ve totaliterlik arasındaki farkı anlatmak için yerleşmiş bir bilgiye sıklıkla rastlanır. Meşrûiyet sıkıntısı yaşayan otoriter iktidarlar, ayakta kalabilmek için doğrudan ve sıklıkla şiddeti kullanırlar. Bu yüzden de zannedildiği kadar mukâvim değildirler. Buna mukâbil, totaliter rejimler şiddete en nihâî evrede müracaat ederler. Daha çok , psikolojik bir baskı tatbik ederler. Bu baskı, belirsizlik denilen bir durumdan beslenir. Belirsizlik, marazî ve habis bir endişe ve korku kaynağıdır.. İlk safhada kitlelere, iktidârın her yerde hazır ve nâzır olduğu hissettirilir. Siz onu görmüyorsunuz; o ise sizi en mahrem zannettiğiniz anlarınızda bile tâkip ediyordur.(Bentham’ın o meşhûr Panopticon’unu hatırlayalım). Bireyler, iktidardan bir şey kaçırmasının imkânsız olduğuna inandırılır. Akabinde olanlar daha da korkunçtur. Bireyler istenmeyen bir şey yaptıklarında başlarına neler geleceğini asla bilemeyeceklerdir.. Tedâvülde ,”söz dinlemez , sapkın birilerinin” başlarına nelerin geldiğini anlatan hikâyeler dolaşır. Belirsizlik burada da devreye girer. Kanlı, işkence yüklü hikâyelerden daha tesirli olanları, bu sapkınların sırra kadem bastığını anlatan hikâyelerdir. Hikâyenin teferruatlarını yazmak ve anlatmak size kalmıştır. Paranoyak zihinler ,bir noktadan sonra korkuya muhatap olmaktan çıkar; bizzat o korkuyu imâl eden ve büyüten özneler hâlinne gelirler. Bu da totaliterliğin ,otoriterlikten farklı olarak mukâvemet kazanmasına vesile olur. Gramsci’nin geliştirdiği hegemonya kavramında târif edilen, baskıyı yedekleyerek rıza sağlama hâdisesi de, bir açıdan da olsa iktidâr karşısında kitlelerin hissettiği endişe ve korkulardan neşet eder. İnsanlar belirsizliklerin beslediği korkuyla baş edebilmek için iktidârlara tapınmaya başlarlar. Stockholm sendromu , bunun en küçük çaplı ve güncelleşmiş hâlidir.
George Orwell’ın artık klâsikleşmiş 1984 kitâbında totaliterliği işbu insanlık durumları inceden inceye işlenir. Hakikaten de , I.Umûmî Harpten başlayarak , Soğu Savaşı da içine alan târihî devirler siyâsî totaliterlikle yoğrulmuştur. Totaliterliğin en bâriz tatbikatları faşizm, nazizm, falanjizm ve stalinizmlerdir. Popper gibiler bu târihî örüntüleri , aralarındaki ideolojik farklılıkları ihmâl ederek aynı bağlamda değerlendirmek lâzım geldiğine işâret etmişlerdir. Lâkin bu kadarı da kâfi değildir. Popper gibilerin literatüründe bir çeşit zımnî Batı kampı aklaması da yer alır. Buna göre nazizim ve faşizm , II. Umûmî Harpten sonra liberal........
