Nereden çıktı bu şiir?
Nereden çıktı bu şiir?
“İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
Kim bilir hangi güzeldir hangi sevgili
Duvara koyduğun kerpiç yok mu kerpiç
Ya bir Şah kafasıdır ya da vezir eli”
Rubâi Hayyam’dan; çok sade, basit ve net bir söyleyiş. Türkçesi sanırım Sebahattin Eyüboğlu’na ait. Yahya Kemal de Türkçeleştirmiş Rubâiler’i ama pek ona ait gibi durmuyor. Şiir, başka bir dile tercüme edilince eksiliyor, kayboluyor. İstisnaları yok mu? Var elbet. Hatta aslından bile güzel diyebileceğiniz tercümeler çıkıyor bazı bazı. Ama bu başka bir yazının konusu olsun.
Bu rubaiyi nerede, nasıl ezberlediğimi hatırlamıyorum. Gençliğimden kalma sanırım. İlk gençlik yıllarında hem ezberlemek kolay hem de o çağlarda ezberlenenler kolay kolay unutulmuyor. Taşa yazılmış yazı gibi, kalıyor öyle. İhtiyaç olduğunda çıkıyor meydana. Birisi haydi oku dese aklına gelmez. Ama yeri gelince, berraklaşıyor, gün yüzüne çıkıyor, kavi bir endamla var oluveriyor birden.
Roma’lı bir sabah vakti yapıştı yakama, tuttu kalbimden beni Hayyam şiiri. Geleceğim oraya.
Severdim şiir ezberlemeyi. Zamanla çaba sarf etmeden ezberleyebilmek gibi bir meziyet oluştu. Yolu hatırlamam, ismi unuturum, simaları karıştırırım ama şiir başka! Okurum, dinlerim ezberlerim. Şiir de mühim burada. Hepten senin kabiliyetine kalmıyor iş. Darası alınmış söz derler şiir için. Darası alınmışsa, zorlama yoksa, his baskınsa, söyleyiş yalınsa ve -serbestçiler kızacak belki ama - belli bir ölçü ile yazılmışsa ezberlemek daha bir kolaylaşıyor.
On altı, on yedi yaşlarındayım. Bir şarkı kulağıma........
