menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sezai Karakoç’un şiir ufku: Yıldızlara değil, kadere bakmak

62 0
16.07.2026

Sezai Karakoç’un şiir ufku: Yıldızlara değil, kadere bakmak

Şebüsterî'nin Gülşen-i Râz'da kurduğu büyük poetikanın temel ilkelerinden biri şudur: Varlık, kendi başına okunacak bir nesneler toplamı değildir; Allah'ın isimlerinin görünüşlerinden meydana gelen işaretler bütünüdür. Bu sebeple sûfî şair göğe baktığında yıldız; denize baktığında su; yüze baktığında ten görmez. Bütün bunlarda tecellî eden hakikati okumaya çalışır.

Bu nazari /poetik gelenek bizim günümüzde Sezai Karakoç şiiriyle devam eder. Onun “Leylâ ile Mecnun” mesnevisinde yer alan "Yıldız Falı" adlı şiiri bunun güzel örneklerden biridir.

Şiirin adı ilk bakışta şaşırtıcıdır: "Yıldız Falı." Mütedeyyin okuyucusu bu adın yapabileceği haram imasıyla ve modern astrolojik çağrışımlarla zihnindeki “Müslüman Şair” imgesini bağdaştıramayabilir. Fakat şiirin ilk mısraı bu peşin algıyı hemen bozar: “Düşen yükselen kayan kaybolan yeniden doğan…” Şair burada yıldızların hareketini anlatmıyor. Varlığın hareketini anlatıyor. Çünkü düşmek, yükselmek, kaybolmak, yeniden doğmak… yalnız gök cisimlerinin değil, insanın ruhunun da kaderidir. Dolayısıyla burada yıldız astronomik bir nesne olmaktan çıkmıştır. O, insanın metafizik serüveninin aynasıdır. Şebüsterî'nin diliyle söyleyecek olursak, görünen yıldız değildir; o cihan güneşinin aksıdır.

Şair devam eder: “Ölen dirilen o büyük maddeler ve gizemliliklerin açılımından /

Ruhunun yarasını dindiren merhemi dermanı aradı.”

Burada "büyük maddeler" artık elementler değildir. Bunlar varlığın büyük işaretleridir. Karakoç'un diliyle........

© Yeni Şafak