Türkiye-İsrail: ‘O an’ geldiğinde…
Türkiye-İsrail: ‘O an’ geldiğinde…
Kategorik olarak bir ülkeyi tümden ‘sevmemenin’ şapkasını uçurduğu liberallerdenseniz, böylesi önerme tüylerinizi diken diken edecektir. Elbette kastedilen ‘İsrail Devleti’nin varoluş kabulleri’, buna yasladığı dış politikalarıdır. Ama, ‘baştakiler kötü, arddakiler iyi’ türünden ‘çiçek çocuk’ numaralarını da yutmayalım. Netanyahu gitse de kalsa da devlet kodları değişmeyeceğinden, bölge İsrail rezilliğiyle uğraşmaya devam edecek. Netanyahu gittiğinde, Tel Aviv’e daha makûl hükümetlerin oturacağını varsaymak, ‘ılımlı’ yönetimlerin dahi ilk boşluk anınızı kollayacağını görmemek herkese garip gelmeli…
Ki Türkiye, uzun yıllar boyunca İsrail’le özel ilişkiler geliştirmiş, devletin tüm güvenlik kurumları üzerinden bağlar kurmuş bir ülkedir. Bugün dahi İsrail muhipleri çoktur bizde. Konjonktür gereği sesleri kısık da olsa, işte son, Türkiye sınırına 3 dakika mesafedeki İdlib-Ebu Zuhur Askeri Üssü’nün vurulmasının ardından gördük ki, çıkıp, “saldırıyı Türkiye’ye yönelik göremeyiz” mealinde açıklamalar yaptılar. Bizzat Netanyahu çıkıp söylediği halde…
Sözde reel-politik adına yapılan bu tür okumalar, İsrail’in bölgeye bakışında Türkiye’yi en kibar ifadeyle, “risk” saydığı gerçeğini perdeliyorsa ‘sorunlu’ saymak zorundayız…
Muhakkak şu da doğrudur, önemlidir; yaklaşan İsrail seçimleri Netanyahu için ölüm-kalım meselesidir ve mevcut anketler şu an partisinin ikinci sırada, yani ülke kamuoyunda hâlâ karşılığı bulunduğunu gösteriyor. Bunu besleyecek herhangi iç-dış gelişmeyi teşvik etmek Netanyahu için zerre sorun değildir. İdlib’e yönelip, Türk sınırına dayanan İsrail uçaklarını Türkiye vursa veya engelleseydi, hadi Büyükelçi Tom Barrack’ın kelimeleri ile söyleyelim, “Türkiye makûl bir karşılık hazırlasaydı”, Netanyahu bunu içeriye kaça satardı?
Barrak demişken, onun açıklamlarında da bir........
