Atama bekleyen imam
Zırrr… Zırrr… Zırr…
Susmak bilmeyen bir telefon zırlaması.
Her duyan rahatsız.
Kürsüde vaaz eden veya minberde hutbe irat eden hocanın sabrı, sınıra doğru ilerlemiş.
Sahibi, o sesin kendi telefonundan geldiğini fark edince, aheste hareketlerle ceplerini karıştırıp buluyor.
“Elooo… Efendim… Camideyim…”
Vay canına! Nerede olduğunu da biliyormuş.
Yakınında bulunanlardan biri, onun elinden telefonu kapıp pencereden dışarıya fırlatsa, herkes takdir edecek.
Fakat kimse öyle bir harekette bulunmuyor.
Konuşmasını bitirirken telefonu sessize almadan cebine koyuyor. Tekrar aransa, yine zır zır ötecek.
Hâlbuki içeride ve dışarıda kaç yerde uyarı yazıları asılı. Hoca ikaz etmiş, müezzin hatırlatmış… Yine de o kendi kafasına göre davranıyor. Belki telefonu sessize almayı bilmiyor. Ya da uyarıları gereksiz buluyor.
Çok mühim bir durumla karşılaşan cami dışındaki yakınları onu acil arayabilirler.
Mesela “Alo, Amerika bize saldırdı, ne yapalım? Füzelerle cevap verelim mi?” diyecekler… O da kararını verecek. “Gönderin balistikleri…”
Sanki…
Böyle bir sahneyi yaşamadım, hiç rastlamadım diyebilecek bir kişi var mı aramızda? Ne mümkün! Camide yüksek sesle çalan bir telefonu hayatta duymadım görmedim diyecek tek kişi bile bulunmaz.
Telefon müptelası olanların başka türlü davranışları da var elbette.
Hoca vaaz ederken veya hutbedeyken telefonundan........
