Bir varmış
Bir varmış. Birin birliğini anlayıp birliğin yolunu tutan iki dünyada da saadetli yaşarmış. Az gider, uz gittim sayarmış. İsim isme, semt semte benzermiş amma ki işi bilip kılıcı kuşanan aşkın semtinde oturur, adın ne diye sorana “adım gecedir” diye cevap verirmiş.
Bir varmış. Birin birliğin bilip birliğin yolunu tutana nice devletler ihsan edilirmiş ki her gece atlas yorganlar serilen bahçeli konaklarda yatılsa, sabah ekmeğine kuşun sütü sağılsa, bir eli altın, diğer eli mücevher dolu bir küpte olunsa öyle değil.
Bir varmış. Biri birden seçip ikilikten geçene derlermiş ki “odun kes.” Ah bir bilinse kesilenin odun değil de insanın karası olduğu, o saat erermiş insan maksuda ki dönmek istermiş meydan ortasına fırlanıp. İstermiş ki döne döne erise de tükenip bir avuç su olarak kalsa. Birin birliğine suyla dahi karışsa.
Bir varmış. Birden gayrısına var diyen ziyandaymış. Eti çengelde kalır, arabasının tekeri çukura düşer, sermayesi karın güneşte eridiği gibi erirmiş de haberi olmazmış hiçbir şeyden. “Başına geleni gayrısından bilmesi olmasa insandan alası olmaz” diyen fukaranın yolunu bir tutsa âdemoğlu, ademi de yener, âdemliğini de yener ki zannedersin Zal oğlu Rüstem Pehlivan. Amma hayıf.........
© Yeni Şafak
