Baht meselesi ve gol pozisyonları
İyi kötü karnımı doyurabilmek için kendime herhangi bir iş aradığım yıllarda (bu hali bilenler bilir), yarı resmi bir kurumun iş ilanını görmüş ve hemen müracaat etmiştim. Bir süre sonra müracaatıma cevaben mülakata çağırdılar. Günü geldiğinde arkadaşımın (Cengiz Er) takım elbisesini ödünç alıp giydim ve verilen adrese gittim. Baktım ki benden başka sadece bir aday var. İkimizi beraber mülakatın yapılacağı odaya aldılar. Diğer aday hanım olduğu için mülakat heyeti başkanı (sonradan kurumun da başkanı olduğunu öğrendim) centilmenlik gereği ilk soruyu ona sordu. Türk edebiyatıyla ilgili bir soruydu ve hanımefendi çok tuhaf, çok alakasız bir cevap vererek fena halde çuvalladı. Bunun üzerine bana bir şey sormadılar, hafta başı işe başladım. Orada 7-8 ay çalıştım, gazetede başka ve daha cazip bir iş ilanı görene kadar… Bir kamu kurumuna birçok farklı unvanlarla sözleşmeli personel alınacaktı. Maaşı mevcut maaşımın neredeyse iki katıydı. Hemen durumuma en uygun kadroya müracaatımı yaptım. Sınav günü mülakat yapılacak salonun önü oldukça kalabalıktı. Belli bir sırayla seçtikleri kadroya göre adayları isimlerini okuyarak salona çağırıyorlardı. Adaylar da kalabalık gruplar halinde içeriye giriyordu. Epeyce benim seçtiğim kadronun sırasının gelmesini bekledim. Nihayet sıra geldiğinde ilgili kişi kapıda göründü ve elindeki listeden sadece tek bir isim okudu. Bilin bakalım kim? Evet, o kadroya muhtemelen asortik bir unvan olduğundan benden başka müracaat eden olmamıştı. Ben gülerek salona girerken etraftaki herkes hasetle bana........
