Vefanın sessiz durağı: Cennetül Baki mezarlığı
Umre, yalnızca Kâbe'yi tavaf edip sa'y yapmakla tamamlanan bir ibadet değildir. İnsan Mekke'de Beytullah'ın huzurunda Rabbine yönelirken, Medine-i Münevvere'de bu kulluğun gönül ve muhabbet boyutunu daha derinden yaşamaya başlar. Mescid-i Nebevî'nin huzurundan Cennetü'l-Bakî'ye uzanan ziyaretler de işte bu manevi bütünlüğün önemli bir parçasıdır.
Cennetü'l-Bakî'ye giren insan önce sessizliği fark eder. Fakat bu sessizlik boş değildir. Sanki toprak, asırlar boyunca taşıdığı emanetlerle insana konuşur. Burada insan hem ölümün hakikatini hem de Peygamber Efendimiz'in (s.a.a.) ailesinden ve Ehl-i Beyt'inden kalan büyük emaneti düşünür.
Umrenin gönülde derinleşen tarafı
Kâbe'nin etrafında yapılan tavaf insana Allah'ın merkezde olduğu bir hayatı öğretir. Medine'de ise Peygamber Efendimiz'in (s.a.a.) hayatı, mücadelesi, ailesi ve yol arkadaşları bu kulluk şuurunun nasıl yaşanacağını hatırlatır.
Bu bakımdan Bakî ziyareti, Umre'nin dışında kalan bir ziyaret değildir. Tam tersine, Umre boyunca kazanılması amaçlanan manevi değişimin devamıdır.
İnsan orada yalnızca kabirleri ziyaret etmez. Kâbe'de verdiği kulluk sözünü hayatına nasıl taşıyacağını düşünür.
Ehl-i Beyt'in izinde
Cennetü'l-Bakî denildiğinde gönüllerde Ehl-i Beyt'in mübarek isimleri ayrı bir yer tutar. Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) kabrinin Cennetü'l-Bakî de bulunduğu........
