Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?”
Endişemiz, Türk milleti ve Cumhuriyetimizin bekası içindir.
Bugün ülkemiz adına içeride ve dışarıda çok vahim hatalar yapılmaktadır.
Tüm gelişmeler bize, Türkiye'nin bugün tarihinin en kırılgan dönemini yaşamakta olduğunu göstermektedir..
Gerçekten durum vahim ötesidir ve yaşananlardan hiçte ders çıkartılmış gibi bir durum söz konusu değildir.
Bugün ki yazımı sadece "Mekke İttifakı" konusuna ayırdım.
Geçmişte bu mesele hakkında başımıza ne tür belalar gelmiş, yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için bence tam zamanı diye düşünüyorum!
Pakistan-Türkiye-S.Arabistan Savunma Anlaşması.
Milyonlarca vatandaşımızın, "Nereden çıktı bu anlaşma" diye sorduğunu duyar gibiyim.
Bu anlaşmanın yapılmış olmasından en çok memnun olan kişinin Trump olması, eyvah ki eyvah dememiz için yeterli sebeptir.
Aynı şekilde İsrail'in de çok mutlu olduğunu biliyoruz.
Bir kere S.Arabistan ve Pakistan bizim sınır komşumuz mu?
HAYIR.
Bizim sınır komşularımız, İran-Irak-Suriye'dir.
Bu üç ülkeyi de anlaşmaya dahil ettiğimiz zaman, zaten mesele kendiliğinde çözülmüş olur.
Peki, niçin sınır komşularımız dururken ve ihtiyaçları da olduğu halde coğrafya atlayarak ısmarlama ülkelerle bu anlaşmayı yaptık?
Husiler ve İran, ABD ve İsrail'in canını yaktığı için olabilir mi?
Şii-Sünni temelinde bir mezhep çatışmasına ihtiyaç olduğunu düşünenler olabilir mi?
Elbette ki olabilir ve de olmuştur.
Asla unutulmamalıdır ki, İran bir Türk coğrafyasıdır ve halkının yüzde 60-70'i Türk'tür.
Senin Suud çölünde bir kelime Türkçe konuşan yoktur ama İran'ın tamamı Türkçe bilir ve konuşur.
Yemen'e gelince…
Yemen için Osmanlı, çok büyük hatalı kararlar vermiştir.
Yemen çölleri ve sarp kayalıklarında hakimiyet kuracağım diye, 300 bin Türk askeri şehit edilmiştir.
400 yıl boyunca savaş mı olur?
Yemen 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında, Osmanlı yönetiminin eline geçer.
Ne olduysa işte bu tarihten sonra olmuştur.
1877'ye gelindiğinde, Sultan Abdülaziz tarafından Arabistan ve Yemen' de görev yapmak için 7. Ordu kurulur.
1908'de 7. Ordu kuvvetleri Yemen'deki isyancı kabilelerle mücadele için, 13. ve 14.nolu iki piyade tümeni, bir süvari ve bir topçu alayı ile takviye edilir.
Ordu komutanı Mirliva Rüştü Paşa, "Yemen Hatırası" adlı kitabında Yemen' de bulunan 7. Ordunun asker ihtiyacının; Anadolu'da Erzincan'da olan 4. Ordudan ve Trabzon, Rize, Sivas, Tokat, Amasya, Sivas, Erzurum ve Siirt vilayetlerinde hazırlanan Redif Taburlarından karşılanır.
Yemen'de birçok Bedevi aşireti, Osmanlı Devletine karşı defalarca cihat çağrısında bulunur ve isyanlar çıkartır.
Arabistan yarımadası ve Yemen'de bölge halkı, yüzlerce Arap Aşiretinin hakimiyetindeydi.
Yemen'de birbirleriyle mücadele halinde 258 Bedevi aşiret vardı.
Çok az sayıda aşiret Osmanlı yönetimini kabul ediyordu.
1876'da Tahta çıkan II. Abdülhamit, halife gücünün artırılması amacıyla bölgeye din hocaları, vaizler, komutanlar gönderdi.
İmparatorluğun sınırlarında olan Sina yarımadası, Filistin, Suriye, Yemen, Süveyş Kanalı üzerinde aşiretler arasında sürekli rekabet ve kargaşa yaşanmaktaydı.
II. Abdülhamid tarafından bölgenin asayiş düzeni için 7. Ordu oluşturulur.
Arap yarım adasında Şam'dan Medine'ye kadar uzanan Hicaz Demiryolu inşaatı biter ve 1 Eylül 1900 – 1 Eylül 1908'de hizmete açılır.
Ancak İngilizlerin kışkırtması sonucunda demiryolu çok kısa zamanda Arap aşiretleri tarafından bütün unsurlarıyla imha edilir.
II. Abdülhamit'in döneminde Arap yarımadası, Yemen, Hicaz, Irak ve Trablusgarp'ın asker ihtiyacı Anadolu Türklerinden karşılanmaktadır.
Ayrıca Hıristiyan kesim başta olmak üzere, İmparatorluğun tebaasının önemli bir kısmına geniş anlamda askerlik muafiyeti uygulanmaktadır.
II. Abdülhamit'in Araplara olan bu ayrıcalığın "Halife-i Ruyi Zemin" yeryüzünün halifesi politikalarına dayandırılmaktadır.
II. Abdülhamit döneminde Yemen aynı zamanda sürgün........
