Telefon, telefon olmaktan çıkmış!
İş hayatımıza yeni giren ve kulağa hoş gelen "home office" çalışma modelinden sonra "home school", yani evden eğitim mi geliyor?
"Evden okul" sistemi için bir altyapı mı oluşturuluyor? Kısaca 1984 adlı kült eseri hatırlayalım: Mutlak kontrol… İnsanların hayatının tamamen denetlenmesi ve herkesin sürekli izlenmesi ("Büyük Birader seni izliyor").
Yakın gelecekte çocukların tamamen online eğitimle yetiştirileceği, sınıfların ortadan kalkacağı bir sistem mi kuruluyor? Okullardaki öğretmenlerin rolü, eğer buna gerçekten "öğretmek" denebilirse, giderek yalnızca bir denetim mekanizmasına mı dönüşecek? Tüm iletişim ve yazışmalar dijital sistemler üzerinden yürütülürken; insani ve duygusal yönlerden arındırılmış, sorgulamayan bireyler mi yetiştirilecek?
Liderlik vasfını doğuştan taşıyan, gelecekte ülkesine büyük katkılar sağlayabilecek bir çocuğun içindeki "elmas", daha ilkokul çağında fark edilmeden köreltilecek mi?
Sistemin içine yapay zekâ (ben "yapay bilgi" demeyi daha doğru buluyorum) da eklendiğinde, beşikten mezara kadar her şeyin kontrol edilebildiği bir düzen mi oluşacak?
Bu durumda insanlar, sistemin dışında yüz yüze ya da çevrimdışı iletişim kurmak istediklerinde şüpheli mi sayılacak? İletişim yalnızca online gerçekleşirse, online dışındaki buluşmalar dikkat çeken ve sorgulanan durumlar mı hâline gelecek?
Yazdıkça, yazdıklarım "bugünün yarını" gibi geliyor kulağa…
Düşünsenize; en iyi okul arkadaşınız olmayacak. Belki de yakın gelecekte "en iyi arkadaşım" diyebileceğiniz biri hiç olmayacak. Hiçbir duygusal bağ oluşmadığı için öğretmeninizi sevmeniz bile imkânsız hâle gelecek.
Düne kadar iki arkadaş kararsız kaldığında "Google'a yaz" deyip hayatımıza devam ediyorduk. Sonra parası olanın "Siri"si oldu, şimdi ise "ChatGPT" var. Artık onsuz olmaz hâle geldik. Kimseye soramayacağımız soruları bile ona sorduk; hem güldük hem düşündük.
Artık göreceğiz: Hangi ülkeler savaşta da barışta da daha hızlı, daha donanımlı yapay zekâ üretebilecek? Türkiye, bu teknolojinin peşinden giden değil, öncüsü olmalıdır. Dünyanın güç dengeleri değişti ve her an değişmeye devam ediyor.
Bu gidişatta ülkeyi yönetenlerin—Meclis'teki milletvekillerinin—hata yapma lüksü yoktur. Aynı şekilde, o milletvekillerini Meclis'e gönderen halkın da hata payı sıfıra yakın olmalıdır.
Bugüne baktığımızda, paramız yurt dışında güçlü bir rezerv para değil; pasaportumuz da İsviçre ve Almanya pasaportları karşısında yeterince güçlü görünmüyor.
Tüm bu sorunların altına bir çözüm koymadan da olmaz. Bu ülkede "Haydar Baş'ı duymadım" diyen ya eksik biliyordur ya da gerçeği görmezden geliyordur. Haydar Hoca'nın kendi elleriyle ortaya koyduğu "Milli Ekonomi Modeli", Türk milleti için yazılmıştır.
"Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım" diyen herkes bu topraklara sahip çıkmalıdır.
Son olarak: Milli Ekonomi Modeli Türkiye'de nasıl uygulanacak? Bu görevi, genç ve kıymetli Genel Başkan Hüseyin Baş, kadrosu ve milletle birlikte hayata geçirecektir.
Kuşkunuz olmasın.
