Tasarruf eden devlet, fakirleşen millet?
Son yıllarda kamuoyunda en çok duyduğumuz kavramlardan biri "tasarruf" oldu.
Kamuda tasarruf…
Harcamalarda tasarruf…
Yatırımlarda tasarruf…
Araç alımlarında tasarruf…
Temsil giderlerinde tasarruf…
Şüphesiz devletin mali disiplin içinde hareket etmesi önemlidir. Kamu kaynaklarının israf edilmemesi, bütçe dengesinin korunması ve gelecek nesillere ağır borç yükü bırakılmaması her sorumlu yönetimin görevidir.
Peki, aynı soruyu millet adına da sormak gerekmiyor mu?
Devlet tasarruf ederken vatandaş neden rahatlayamıyor?
Çünkü mesele yalnızca devletin ne kadar harcadığı değildir.
Asıl mesele, üretilen zenginliğin nasıl oluştuğu ve nasıl paylaşıldığıdır.
Bugün Türkiye ekonomisine ilişkin uluslararası raporlara baktığımızda ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz.
OECD, Türkiye'nin son yıllarda uyguladığı sıkı maliye ve para politikalarının ekonomik dengelenmeye katkı sağladığını ifade ediyor. Ancak aynı raporda, gelir dağılımını iyileştiren sosyal transferlerin yetersiz olduğu, vergi ve sosyal yardım sisteminin gelir eşitsizliğini azaltma konusunda OECD ülkeleri arasında en zayıf yapılardan biri olduğu da vurgulanıyor. Ayrıca düşük gelir gruplarına yönelik sosyal korumanın güçlendirilmesi ve kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması öneriliyor.
İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.
........
