En büyük fakirlik yalnızlıktır
Fakirlik denildiğinde aklımıza doğal olarak gelir yetersizliği gelir.
Kirasını ödeyememek, sofraya yeterli gıda koyamamak, sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşamamak gerçek ve ağır bir yoksulluktur. Bu gerçeği görmezden gelerek "Önemli olan gönül zenginliği" demek, geçim sıkıntısı yaşayan insana haksızlık olur.
Ancak insanın yoksunluğu yalnızca banka hesabındaki rakamla ölçülemez.
Bir insanın parası bulunabilir; fakat hastalandığında kapısını çalacak kimsesi olmayabilir. Başarısını anlatacak, acısını paylaşacak veya kendisinden haber alınmadığında merak edecek bir insanı bulunmayabilir.
Böyle bir kişinin maddi imkânları vardır; fakat hayatını anlamlı kılan karşılıklı ilişkilerden yoksundur.
İşte bu, çağımızın yeterince ölçemediği başka bir fakirliktir.
İnsan yalnızca tüketici değildir
Modern ekonomi insanı çoğunlukla üreten, kazanan ve tüketen bir varlık olarak değerlendiriyor.
Başarı; gelir, mülkiyet ve satın alma gücü üzerinden ölçülüyor. Ülkelerin gelişmişliği hesaplanırken fabrikalar, binalar, otomobiller ve ticaret hacmi ayrıntılı biçimde kaydediliyor. Ancak kaç kişinin kendisini değerli hissettiği, kaç yaşlının ziyaret edildiği veya kaç gencin güvenebileceği bir büyüğünün bulunduğu aynı ciddiyetle izlenmiyor.
Oysa insanın temel ihtiyacı yalnızca sahip olmak değildir.
Psikoloji literatüründeki en etkili yaklaşımlardan biri olan "ait olma ihtiyacı" kuramı, kalıcı ve olumlu ilişkiler kurma arzusunun insan davranışının temel güdülerinden biri olduğunu savunur. Roy Baumeister ve Mark Leary'nin geniş literatür değerlendirmesi, aidiyetin geçici bir istek değil, insanın psikolojik işleyişinin esas unsurlarından biri olduğunu göstermektedir.
İslam düşüncesinde de insan, yalnız başına kemale ulaşan bağımsız bir varlık olarak değil; aile, komşuluk ve toplum içindeki sorumluluklarıyla anlam kazanan bir varlık olarak değerlendirilir. Kur'an-ı Kerim'de insanların farklı topluluklar hâlinde yaratılmasının amacı "tanışmaları" olarak açıklanırken (Hucurât, 49/13), yakın ve uzak komşuya iyilikte bulunmak da temel ahlaki sorumluluklar arasında sayılır (Nisâ, 4/36). Klasik İslam ahlakındaki ülfet kavramı ise insanların........
