menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adım adım Kerbela

33 0
24.06.2026

Lain Muaviye'nin ölümüyle birlikte İslam dünyasının ufkunda karanlık bulutlar toplanmaya başlamıştı. Yezid, saltanatını sağlamlaştırmak için ilk emrini verdi: Ya biat edilecek ya da kılıç konuşacaktı. Ancak Medine'de bir yürek vardı ki, ne tehditlerden korkuyor ne de dünya nimetlerine aldanıyordu. O yürek, Peygamber'in kokusunu taşıyan İmam Hüseyin'in yüreğiydi.

Gecenin sessizliğinde valinin sarayına çağrılan İmam Hüseyin, kendisine uzatılan biat zincirini reddederken aslında bütün zamanlara sesleniyordu. Çünkü onun için mesele bir yöneticiyi kabul etmek değil, hakkı batıla teslim etmemekti. Saltanatın gücü karşısında tek başına kalsa da, "Benim gibisi onun gibisine biat etmez" diyerek tarihe silinmeyecek bir iz bırakıyordu İmam Hüseyin.

O gece Dedesi Peygamber'in kabrine varıp gözyaşları içinde vedalaşırken, yaklaşan ayrılığın ve büyük acının ağırlığı yüreğine çökmüştü. O artık biliyordu; önündeki yol Mekke'ye, oradan da Kerbela'ya uzanıyordu.

Dostları onu durdurmak istedi. Kardeşleri, yakınları ve sevenleri yaklaşan tehlikeyi hatırlattılar. Bir tek sözle kurtulabileceğini, bir biatla canını koruyabileceğini söylediler. Fakat Hüseyin'in aradığı kurtuluş kendi hayatı değil, ümmetin vicdanıydı. O, zulmün karşısında suskun kalmanın ölümden daha ağır olduğunu biliyordu. Ve tarihin en hüzünlü yolculuklarından biri başlarken, imam Hüseyin'in dudaklarında tek bir kararlılık yankılanıyordu: "Vallahi ben hiçbir zaman zillete boyun eğmeyeceğim."

Recep ayının 28. günü Medine'den ayrılan bu kutlu yolcular, geride vatanlarını, dostlarını ve hatıralarını bırakarak 3 Şaban'da Mekke'ye........

© Yeni Mesaj