SORUN çok, peki ya SORUMLULUK?
Ülke olarak peş peşe yaşanan iki önemli olayla kanımız dondu adeta..Önce Şanlıurfa ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları Türkiye’yi yasa boğdu. Çünkü iki olay sonrası can kayıpları ve yaralıların olması acıyı daha da katlamış oldu. Çok manidar soruların olduğu olaylar emniyet güçleri ve adli makamlarca iğneden ipliğe derinlemesine araştırılıyor inceleniyor elbette, ancak burada bizlerin insan olarak sorgulaması gereken detaylardan çok genel olmalı. Bugün gerek içişleri bakanlığı gerekse milli eğitim bakanlığı gerekli tedbirleri ve önlemleri alarak 81 ildeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında güvenlik tedbirlerini arttırmış oldu. Buna göre Bakanlık talimatıyla hızla devreye sokulan önlemler kapsamında, okul önleri ve çevrelerinde hazır bulunan polis ekiplerince yoğun denetimler gerçekleştirildi.Tabi konu sadece bunla kalmayacak kalıcı önlemlerde hızlı bir şekilde alınmaya devam edecektir. Şimdi burada yaşanan bu acının üzerine kimmiş, neden olmuş, neden yapmış, vs vs gibi sorulardan çok genele bakmak gerekiyor.Geriye gelelim bu saldırılardan öncesine gündemlerimizde neler vardı ağırlıklı olarak?Akran zorbalığı, sosyal hayattan soyutlayan bilgisayar oyunları, kendini kahraman hissettiren açık ya da kapalı kanallardaki diziler vs vs. Bugün 3 yaşındaki çocuğun elinle bile telefon var diye dert yanıyoruz. Veya çocuk elindeki telefonda ne yapıyor evdeki bilgisayarın da ne yapıyor umurumuzda oldu mu ?Aman sesi soluğu çıkmasın bize yükü olmasın da kendi uğraşıyla uğraşsın dursun dendi çoğunlukla. Birçok anne bile bebeği ağlamasın diye eline telefon tutuşturur oldu. Bunları niye vurguluyorum, çünkü o geneline bakacağımız sorunun sorumluluk kısmından başlamamız gerektiğini anlamak için altını çiziyorum. Bakın saldırı ve katliamı yapanlar gün görmüş geçirmiş seri katiller değil, daha hayata yeni adım atmaya başlayan okuldaki öğrencilerden biri ve çocuk diye isimlendirdiğimiz varlıklardır. Bu çocukların bu hale gelmesi, yönlendirilmeleri, sosyo psikolojik durumları vs vs çok detaylara girmek gerek, ancak resime baktığımızda herkesin ortak ifadesi ‘ Bu yüzden nasıl böyle katliam çıkar’ oluyor. Acı büyük, masum canlarını hiç yoktan bir olay için toprağa veren acılı ailelerin yaşadıklarını hissettiklerini elbette hiçbirimiz tam olarak anlayamayacağız ancak bundan sonra böylesi durumlar olmaması için herkes üzerine düşeni yapma adına bu acılardan gerekli dersi çıkarmalıdır. Ben vefat eden o canlara Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılara da Allah’tan acil şifalar diliyorum. Ancak bu dileklerin yanı sıra can kaybetmemiş yara almamış o minik yüreklerin yaşadığı büyük psikolojik travmalar için de gerekli desteğin verilmesi gerektiğinin altını çiziyorum. Okullar eğitim yuvası, okullar geleceğimizin filizlenip eğitilip insanlığa sunulacağı seçkin ortamlar. Bunda hem fikiriz ancak en önemli okul evimizden başlıyor. Yani başöğretmen Anne ve Babalardır. Eğer buradaki eğitim eksik yetersiz ilgisiz sorumsuz olursa o zaman diğer okulda sorunlar baş gösterecektir. Herkesin kendine göre sorunları var mutlaka ama sorumluluklarımız aynıdır. Bu akran zorbalığında da geçerli çocuğun sosyal hayatında da geçerli.O nedenle cezaevi ile eğitim yuvalarına birbirine karıştırmamak gerek diye düşünüyorum. Bugün okulların önünde polis görevlendirmek en kısa kestirme çözüm, ancak biz sorunun kaynağına inmediğimiz ve ötelediğimiz sürece bu da bir çözüm olmayacaktır. Geleceğimizi neslimizi ateşe atmayalım, bu iki olay bize geleceğimiz adına gerçekten almamız gereken dersin fazlasını vermiş olsun. Bu anlamda eğitim sisteminde değiştirilmesi gereken bölümleri ilgili Bakanlık değiştirsin, öğrenci veli öğretmen ilişkisinde alınması gereken tedbirler varsa ki mutlaka vardır alınsın. Ancak bu olaylar tekrar yaşanmasın. Şu sosyal medya rezillikleri ayrı bir konu zaten, bunla alakalı çok sert tedbirleri devletin ilgili kurumları yaptırımlarla hayata geçirmelidir. Her ne kadar sosyal medya kullanımına yaş kısıtlaması getiriliyor olsa da bunun yeterli olmadığı kanısındayım. Onun için ailelerin de bu anlamda ciddi takibi olması gerektiği inancındayım. Atalarımız boşa dememiş ‘Ağaç yaşken eğilir’ diye fidanlar filizken gerekli ilgi ve sorumluluğu göstermek Anne baba başta olmak üzere herkesin en asli görevidir. Aksi durumda böylesi canilerin masum evlatlarımızın yanlarında sinsice yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Giden canların vebali de silsile olarak hepimizin boynunda olacaktır. Son söz de böylesi bir acı sonrası sosyal medyadan yaptıkları paylaşımla halkı korku endişeye düşürenlerin en ağır şekilde cezalandırılması üzerinedir. Öyle gözaltına alınıp sonra salınmakla kalmaması gerekir. Hatırlayalım o muhteşem sözü; "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" Bu söz Ziya Paşa'nın Terkib-i Bend eserinden gelen, nasihatten (nush) anlamayıp yola gelmeyenlerin azarlanması (tekdir) gerektiğini, azardan da anlamayanların ise sert cezayı (kötek-dayak) hak ettiğini anlatan bir özdeyiştir.Başta söylediğimi tekrar söyleyerek vefat eden canlara Allah rahmet etsin, ateşin düştüğü acılı ailelere de büyük sabırlar versin diyor SORUNLARIMIZ var ama SORUMLULUKLARIMIZ daha fazla olduğunu yeniliyorum. Kalın sağlıcakla…
