Tarih heybesinin en büyük turpu: Savaş
Tarih; ne galibiyetlerden sonra söylenen zafer şarkılarından ne de mağlubiyetlerden sonra yakılan ağıtlardan, feryatlardan ibarettir. Aksine tarih, her iki durumu/neticeyi hazmedip (sentezleyip) halkın hafızasına dengeli bir şekilde aktarmaktır.
Bu cümleden olmak üzere; eğer bizler (Müslümanlar) dengesi bozulmuş bu dünyaya nizam verecek, istikametini kaybetmiş Âdemoğullarına istikamet sunacak nesiller yetiştirmek istiyorsak, bunun yolu solmaz hakikatin emrettiği tarih şuurunu onlara kazandırmaktır.
Hakikatin aynası olan gerçek tarih ise; ne zafer meydanlarında beyaz atların semaya yükselen nal sesleri, ne de mağlubiyet sonrası yiğit ve mert erlerin adına gönlü yanık âşıklların yaktıkları ağıtlardır. Aksine, her iki durumu/neticeyi hazmedip (sentezleyip) halkın kültürüne ve milletin hafızasına dengeli bir şekilde aktarmaktır.
Bu hakikatten mülhem bizler; Bedir’de, Mekke’nin fethinde; Malazgirt’te, Mohaç’ta, Kosova’da, İstanbul’un fethinde elde ettiğimiz şanlı zaferlerden sonra sevinip Allah’a şükrettik (bundan sonra da........
