Farklı bakış açıları ama istek aynı
Kendini ‘daha solcu’ bulan bazı arkadaşların yine kendilerine göre ‘yumuşak solcu’, hatta ‘düzenle uyum sağlamış’ gördükleri kesimlere ve kişilere dönük kullandıkları dil sürekli karşımıza çıkar.
“Türkiye’nin dilini kullanıyorlar, Erdoğan’ın söylediklerini söylüyorlar” gibi yaklaşımlar, kendilerince ‘solcu’ bulmadıkları kişilerin söylediği, kullandığı dilin kendi beyninden geçenlerin söylenmemesi nedeniyle ‘beğenmeme’, ‘memnun kalmama’ hissiyatını yansıtıyor aslında.
Bir politikacı, bir akademisyen, bir lider, sayfadaki özne Tufan Erhürman, yukarıda sözünü ettiğim kişilerin beğenmeleri, memnun kalmalarını sağlayacak bir dili seçmek durumunda değildir. Hatta olmamalıdır da çünkü o dili kullandığı an, o makamda oturmanın bir anlamı yoktur.
Liderlik, sesi çok çıkan, küçük bir kesimin beğenilerini karşılamak için yapılmaz. Öyle yapılacak olsa o makama zaten gelemeyecektir ve öyle de olmamalıdır zaten.
Erhürman gibi birinin o makama gelememesi de Tatar’ın veya bir benzerinin o makamı işgal ederek yine yıllarca Kıbrıs sorununun konu edilmediği, güven yaratıcı önlemlerin sözünün geçmediği, müzakerelerin başlayıp başlayamayacağı umudunun unutulduğu zamanlar anlamına gelecektir.
Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forum’unda konuştu ve seçimden önceki ve sonraki konumunu, hazırlıklarını, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşlerini ve görüşmelerini ve Kıbrıs Türk tarafı olarak sürdürülmesi gereken süreci anlattı;
“Türkiye ile Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’ın kuzeyinin dış politikası şimdiye kadar yakın istişare ve koordinasyon içinde yürütüldü, ben de bunu böyle yapacağım” dedi.
“Aman niçin böyle dedi?”
Neden demesin ki? Öyle olmadı mı? Tamam, Kıbrıs’ta Türk tarafının politikaları Türkiye’nin onayından geçmeden uygulanmadıysa bile bu durum “yakın........
