menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs’taki hareketlenme nasıl yorumlanmalı?

15 0
27.07.2026

Kıbrıs sorunu çevresinde bir hareketlenme yaşıyoruz. Zaman zaman bu tür denemeler- ki kimi denemeler (Annan planı gibi) son derece ciddi idi ve genelde soruna dahil olan tarafların çözüm isteği ya da nasıl bir çözüm istediği konusunda olumsuz bir miras bıraktı- yapılır. Crans-Montana ve bugün atıfta bulunulan Guterres Çerçevesinde çözüm arayışları çöktüğünden (2017), Tatar’ın Cumhurbaşkanlığında İki Devletli Çözüm modeli ilan edildiğinden (2021) bu yana Ada’nın çevresindeki tüm fırtınaya rağmen Kıbrıs Sorunu özelinde yaprak kıpırdamıyordu. Hatta BM Genel Sekreteri, anladığımız kadarıyla kendisinin çatışma çözümü vizyonu dahilinde özel bir önem atfettiği bir mesele olmasına rağmen, Kıbrıs sorununda tarafları ortak bir çözüm arayışında buluşturup, ilerleme kaydetmek mümkün değil diye uzun bir süre BM Kıbrıs özel danışmanı atamamış, ilerleme kaydedilip kaydedilmediğini kişisel temsilcisi (şu anda Holguin) aracılığı ile yoklamıştı. Şimdi ise Holguin temaslarını arttırdı, geçtiğimiz günlerde Ankara’daydı, Fidan tarafından kabul edildi, Gutterres’in Ada’yı bizzat ziyaret edeceği ve liderlerle görüşeceği söyleniyor. BM Genel Sekreterinin kendi görev süresinin sonlarına doğru yaklaşırken, boşuna bir atılım yapmak istemediği gerçekten Guterres Çerçevesi Plus denilen bir öneriyi çantasında taşıdığı (Crans-Montana’daki çerçeveye ne ekleneceğini ise basına yansıyanlardan anlamak çok mümkün değil) ve eğer ilerleme zemini mümkünse muhtemelen 5 1 formatında bir gayri resmi konferans önereceği konuşuluyor. Yaprak kıpırdamayan bir ortamdan bu hareketlenmeye nasıl geldik?

Bu soruya iç dinamikler üzerinden cevap vermeye çalışan çok olacaktır. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; iç dinamikler -yani Erhürman’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Tatar yerine kazanması- bugünkü hareketlenmeyi ancak ve ancak kısmen açıklayabilir. Hiç etkisi yoktur diyemeyiz, ama benim kanaatim belirleyici olmadığı yönünde. Bunu söylerken, temel inancım şu, Erhürman’ın kazandığı seçimler, Kıbrıs meselesi konusunda referandum niteliğinde bir seçim değildi. Bu mevzu seçimlerde hiç etkili olmadı da denemez çünkü Erhürman’ı destekleyen CTP tabanında ve CTP’nin solunda yer alanlar için Federasyon hala savunulabilir bir model. Gerçi herkes Annan Referandumunda ne olduğunu ve Crans-Montana'yı bozan tarafın Rum tarafı olduğunu hatırlıyor, dolayısıyla mevzu çözümse Türk tarafının ne istediği kadar Rum tarafının da ne istediği önemli ve Rum tarafı bugüne kadar o model bu model, herhangi bir model altında, Ada’daki yetki ve hakları paylaşmak istemedi. Yani Federasyon seçeneğini ileri sürenler için bu seçenek siyasi nedenlerden belki savunulabilir ama gerçekçi değil. O nedenle de Ada’da kimse, en radikal unsurlar bile, deneme için olsa dahi Türkiye’nin KKTC’nin arkasında kapı gibi durduğu bir gerçekliğin bir gereklilik olduğunu, önemli bir pazarlık gücü olduğunu yadsımıyor.

Son seçimler Kıbrıs sorunu adına bence bir referandum değildi ama bir kazanan ve kaybeden oldu. UBP, içinde bölünmüş ve kavgalı bir portre çiziyordu ve KKTC ekonomik sorunlarla, alt yapı sorunlarıyla filan boğuşurken bu portre Kıbrıs Türk halkı tarafından satın alınmadı. Bugün 1983’den beri iki devlet gerçeğini yaşayan Kıbrıs Türk Toplumu için en büyük zorluk ekonomik varoluştur. Abluka ve tanınmama maalesef, Kıbrıs Türk halkını cezalandırıyor. Ada’da ekonomi bu yüzden çok dar, çok küçük. Bu darlıkta ve küçüklükte sütün litresi pahalı hale gelse evlerin........

© Yeni Birlik