menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin İran ve Küba mesajları: Ne beklemeliyiz?

7 0
previous day

Trump ve Yönetimi Çin’den döndükten sonra iki mesaj verdi: İlki klasik “İran ile anlaşma yolundayız”, “neredeyse anlaştık” mesajı. Gerçi mesaj “anlaşamazsak vuruyoruz” sinyalinden sonra geldi ama biz bu paterne alışığız artık. Anlaşıyoruz, ciddi ciddi görüşüyoruz mesajının, İran’dan çıt çıkmazken, verilmesinin temel bir sebebi var bence: ABD gerçekten anlaşmak istiyor. Fakat bu cümle sizi ilk bakışta yanıltmasın. Washington, anlaşmak istiyor istemesine, fakat savaşa girme amacını tamamen manasızlaştıracak bir anlaşmaya kolay kolay yanaşmayacaktır.

İRAN’DA İŞLER NEREDE SARPA SARDI?

Köprünün altından o kadar çok su aktı, farklı hedefler açıklanıp o kadar çok başarısız olundu ki Washington’da bile “biz savaşa niye girmiştik” kafa karışıklığı yaşanıyordur. Oysa bu savaşa girip, Hürmüz’de kuyruğu kaptırmadan önce ABD 12 Gün Savaşına girmişti. 12 Gün ve Şubat 2026 savaşı arasında bağlantı nükleer mevzu üzerinden kuruluyor. ABD, İran’ın nükleer eşikte bir ülke olarak pazarlık yürütmesi ve caydırıcılık elde etmesinin Ortadoğu’daki diğer ülkeler için iyi bir örnek oluşturmayacağına karar verdi. ABD'nin İran'a karşı güç kullanma üzerinden bir mesaj verdiğini ve dikkat elde ettiklerini kazanca dönüştüremeyeceksin dediğini farz edebiliriz. İş, bundan sonra karıştı ama. Aslında iş esas üzerinden karıştı çünkü ABD ne 12 Gün savaşında ne de Şubat 2026’da İran’ın elindeki 400 kg zenginleştirilmiş uranyumu kendi kontrolü altına alamadı. Açıkçası alınması konusunda başarılabilecek bir operasyon planlanmış mıydı ondan emin değilim. Washington, sanki, ABD’den kalkıp İran’daki gelişmiş nükleer tesisleri vurabilme başarısına (bu arada sahada İsrail de İran'ı vurup duruyorken) odaklanmış görünüyor. Eğer İran çözülse ve bir şekilde İran'ın nükleer programını sürdürme/bu hususta karar verme yolu felç olsaydı, ABD bugün saplandığı çamura saplamazdı. Ama olmadı; dahası İran pazarlık masasına Hürmüz kartını sürdü. Hürmüz’ün devreye girmesini tetiklemeyecek sınırlı bir baskı oluşturabilseydi ABD amaç ve müzakere zeminini kendisi için daha kolay bir eksende tutar, bugünkü başarısızlık resmini vermezdi. Washington işlerin sarpa sardığını ve hala savaşla değil müzakere üzerinden İran’a nükleer mevzu konusunda baskı yapabildiğinin farkında.

Bu sarpa sarma halinin Trump ile ilgili, İsrail’le ilgili, istihbarat zafiyeti ile ilgili, Körfez’in zayıflığı ile ilgili pek çok kısmı var ama sonuçta İran ile anlaşmak demek, 2015 şartlarına üç aşağı beş yukarı dönmek ise, ABD savaş amacının (İran’ın stratejisinin işe yaramadığını göstermek) başarılamayacağının da farkında. Bu yüzden, İran’ın da anlaşmak istediğini düşünüyor, işler daha sarpa sarmadan İran mevzusunu kendi amacını- nihayetinde İran örneği pek takip edilebilir bir örnek değil savını kanıtlayarak- bitirmek derdinde. Son mesajlarda uranyum zenginleştirme hakkına vurgu yapmaktan 400 kg’lık uranyumun transferine kayılmış olması bana, işler sarpa sararsa ne kadar sarpa sarar sorusunun cevabını fısıldıyor. ABD’nin en büyük şansı, İran’ın da hala anlaşmak istemesi (belki ABD’den biraz daha az istiyor ama istiyor). Demek ki Tahran, nükleer eşikten caydırıcılık elde etme stratejisi işe yaramasa bile buradan pazarlık kozu kotarma arzusunu terk etmemiş. Bu noktada Tahran’ın caydırıcılık noktasında Hürmüz gibi bir kozu ele geçirmesinin, bu kozun işe yaramasının da etkisi var. Eğer anlaşma olursa Hürmüz........

© Yeni Birlik