menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bütçede sıkılaşma: Yoksulun gelirini kısmak değil, verimsiz harcamaları tasfiye etmek

10 0
02.05.2026

Türkiye’de mevcut kur rejimi korunacaksa, dezenflasyonun ana yükü artık sadece para politikasına bırakılamaz. Maliye politikası, tercihen bir mali kural çerçevesinde, dezenflasyonun öncü aracı haline gelmelidir. Ancak bu mali sıkılaşma, sosyal transferleri mekanik biçimde kısmak şeklinde değil; görev zararları, yarı-mali destekler, hedefi belirsiz Hazine yardımları, verimsiz teşvikler ve performansı ölçülmeyen fon aktarımlarını disipline etmek şeklinde tasarlanmalıdır. 

Önceki iki yazıda Türkiye’nin dezenflasyon sürecindeki temel açmazın, kur rejimi ile istikrar politikası bileşimi arasındaki uyumsuzluk olduğunu belirtmiştim. Eğer kur fiilen kontrollü bir hatta tutulacaksa, dezenflasyonun bütün yükünü para politikasına bırakmak doğru değildir. Bu durumda maliye politikasının daha belirleyici bir rol üstlenmesi gerekir. Nitekim IMF de Türkiye için mevcut politika karmasını sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve geniş anlamda nötr maliye politikası olarak tanımlamakta; daha hızlı dezenflasyon için 2026–27 döneminde ilave mali sıkılaşmanın önemini vurgulamaktadır.

O halde temel soru şudur: Madem daha sıkı maliye politikası gerekiyor, bütçede tasarruf nereden yapılmalıdır? Bu soru, ilk bakışta teknik bir bütçe sorusu gibi görünür. Oysa gerçekte hem iktisadi hem siyasi hem de ahlaki bir sorudur. Çünkü mali sıkılaşmanın yanlış yerden yapılması, dezenflasyon programının toplumsal meşruiyetini zayıflatır. Doğru yerden yapılması ise hem bütçeyi disipline eder hem de para politikasının üzerindeki yükü azaltır.

MALİ SIKILAŞMA NEDEN GEREKLİ?

Sıkı para politikası tek başına dezenflasyon sağlayabilir; ancak bunu yüksek faiz, kredi daralması, yatırım iştahında zayıflama ve iç talep üzerinde baskı yoluyla yapar. Maliye politikası aynı hedefe destek vermezse, Merkez Bankası’nın faizi daha uzun süre yüksek tutması gerekir. Böyle bir durumda enflasyon düşse bile bu düşüş daha yavaş, daha pahalı ve daha yıpratıcı olur.

2026 Ocak-Mart döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 4 trilyon 425,4 milyar TL, bütçe gelirleri 4 trilyon 5,4 milyar TL ve bütçe açığı 420 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde faiz dışı fazla ise 456 milyar TL’dir. Bu tablo, bütçede tam anlamıyla kontrolden çıkmış bir mali yapı olmadığını; fakat dezenflasyonu hızlandıracak kuvvette bir mali sıkılaşmanın da henüz belirginleşmediğini göstermektedir.

Bu nedenle maliye politikasının görevi yalnızca Merkez Bankası’nın yaptığını boşa çıkarmamak değildir. Daha ileri bir görev vardır: Para politikasının aynı dezenflasyon sonucunu daha düşük sosyal maliyetle üretmesini sağlamak.

HARCAMA KISINTISI NEREDEN YAPILMAZ?

Mali sıkılaşma denince ilk akla gelen şey, sosyal yardımların, emekli maaşlarının, sağlık desteklerinin veya dar gelirli kesimlere yönelik transferlerin kısılması olmamalıdır. Böyle bir yaklaşım hem sosyal açıdan yanlıştır hem de iktisadi bakımdan eksiktir. Çünkü........

© Yeni Birlik