Şeytandan ve ...Allah’a sığınmak
Kardeşlerimizden biri, “Bu satırlardan bîhaber birine bir sual etsek ve cümledeki ‘siyaset’ kelimesini boş bırakarak tamamlamalarını istesek acaba hangi kelimeyi koyar” dedi. Asrın tahlilinden ve tahlilcisinden habersiz biri muhtemelen düşmanları, nefsanî zaafları veya toplumdaki ahlâkî yıkımı koyar, boşluğu siyasetle doldurmak belki aklından bile geçmezdi.
Peki, Üstad neden siyaseti koymuştur?
Eûzü besmele mü’minlere düşmanı olan şeytanı ve onun sinsi hareket tarzını fark ettirmek için Rabb’imizin ikram ettiği bir pusuladır. “İblisin en mühim bir desisesi, kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmesidir.”1 cümlesi, hile fark edilmediğinde helâket kapılarının açılacağını ihtar eder. Bediüzzaman, şeytanın bu sinsi tehlikesine benzer bir tehlikeyi “siyaset” olarak ifade edip ezberleri bozar. Müceddidi anlamak bu manayı idrak etmekten geçer.
Oysaki geçmişte olduğu gibi günümüzde de güç denince akla ilk gelen şey siyasettir. Âhirzamanın fitnekâr hadiselerini ve dehşetli şahıslarını tanımak, aldanmamak ve Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin farkında olmak ancak fütuhat ve fereci siyasetten beklemeyen ve siyaseti merkeze yerleştirmeyen bir bakışla mümkündür. Bütün kuvvetimizi siyasette değil, ihlâsta ve hakta bilmenin yolu maddî ve manevî istiğnadan geçmektedir. İhlâsın üçüncü ‘düstur’undaki “bütün” ifadesi, diğer kuvvetleri tamamen nazardan düşürmek içindir. “Ehl-i dünya hususan ehl-i dalâlet parasını ucuz vermez, pek pahalı satar”2 “kendine tâbi ve âlet etmekle elini uzatır.”3
Siyasetin câzibesine kapılan nazarların; adalet-i mahzâ mesleğini terk ederek, tarafgirlik marazıyla hâl-i âlemdeki haksızlıkları görmeyip kalbini haksızlık, bid’a ve dalâlet taraftarlığına kaptırmak ihtimali vardır. Bu ise Kastamonu Lâhikası’nda geçen........
