Bir ayrılık, bir yalnızlık bir ölüm
Hem de kalabalıklar içinde bir yalnızlık bu. Sosyalliğin içinde kariyerin tepesinde iken sezilmeyen, günü kurtaran ama bir düşünce telefonla aranmaktan bile mahrum bırakan bir yalnızlık.
Fazla söze ne hacet. Bir oyuncu vefatı toplumun ne hale geldiğini ibretle gösterdi gören gözlere. “Kendini gerçekleştir!”, “Bireyselleş”, “Kimse sana istemediğin bir şeyi zorla yaptıramaz”, “Akrabalar yük, ailen yük oluyorsa bırak kendi hayatını yaşa” sloganlarının geldiği noktanın acı bir tezahürü bu.
Sanmayın ki zaten marjinal hayat yaşayan kişilerin problemi bu. Önce zihinlere sonra cemiyetin içine yayılan sâri bir illet gibi bu tutum. Sorumluluklardan kaçış, büyüklere yardımdan kaçış, ilk fırsatta yurt içine, yurt dışına kaçış, evlenip yuva kurmaktan kaçış, çocuk sahibi olmaktan kaçış. Kaçtıkça, kaçındıkça ayrılıklar soğukluklar ve nihayetinde yalnız bir ölüm geliyor maalesef.
Batının müzahfaratını medeniyet namına toplayıp tercüme psikolojik kriterlerini baz alıp yaşamanın acı sonuçları bu.
Bugün büyükler hep yalnız. Çocukları bir yerlerde. Sanki anne baba yaşamıyormuş, onlara karşı zerre sorumlulukları yokmuş gibi davranan vur patlasın çal oynasın yaşayan bir nesil ne ara türedi?
Derdimizi unutup karşımızdakinin derdiyle dertlenme, imdada yetişme, kendi rahatını düşünmeden sırf insaniyet namına evlatlık, akrabalık görevi hassasiyetiyle ve en mühimi Allah’ın rızasını kazanmak çabasıyla ve hatta görev bile demeden yapmanın yerini ne ara “mecbur değilim” cümleleri, savunmaları aldı. Ne kadar fazla kendimizi önemser en tepeye koyar olduk. Egoların balon olarak şiştiği, kimseye en ufak bir söz........
