menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nurların telifinin yüzüncü yılı

18 2
19.01.2026

Bugün Risale-i Nur’un telifine başlanmasının üzerinden bir asır geçmişken, bu zaman eşiği bize hem geriye dönük bir değerlendirme, hem de ileriye yönelik bir sorumluluk yüklemektedir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatında köklü bir dönüşümü temsil eden Yeni Said Dönemi, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve yeni Cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla başlar. Bu dönem, siyasî ve içtimaî çalkantıların yoğunlaştığı bir vasatta, Üstad’ın bütün dikkatini iman hakikatlerine teksif ettiği bir safhadır. 1926 yılında başlayan bu telif süreci, risale-i nur külliyatının doğuşuna sahne olmuş; külliyatın büyük bir bölümü bu dönemden sonra kaleme alınmıştır.

Bu sürecin mekânı ise, zahiren küçük fakat manen büyük bir merkezdir: Barla. Isparta’ya bağlı, dağlar arasında mütevazı bir belde olan Barla, Üstad’ın insanlarla irtibatını kesmek amacıyla gönderildiği bir sürgün yeridir. 1926 sonundan 1934’e kadar süren bu göz hapsi yılları, “kuş uçmaz kervan geçmez” denilen bir yalnızlık içinde geçmiştir. Ancak bu maddî tecrit, manevî bir inkişafın ve telif bereketinin önüne geçmemiş; bilâkis Risale-i Nur’un temel eserleri bu dönemde vücuda gelmiştir.

Barla’da kaleme alınan ilk eserlerden biri Haşir risalesi’dir. Bunun yanında Sözler, Mektubat ve Lem’alar adlı eserlerin önemli bölümleri de yine bu dönemin mahsulüdür.

Aynı şekilde, 1926’da telif edilen Nurun İlk Kapısı, başlangıçta birbirinden bağımsız on dört dersten oluşmuş; müellifinin ifadesiyle “Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve bir çekirdeği” hükmünde olan bu eser, daha sonra bu isimle çoğaltılmaya çalışılmıştır.

Aradan........

© Yeni Asya