Zekâtı unutmayalım (2)
Ramazan Ayının Bereketi
Zekât kendimizin değil, başkasının derdine deva olması cihetiyle büyük bir ibadettir. Bizim için de bir Cennet çeşmesidir. Bir de Ramazan ayının bereketiyle hizmete verdiğimizde kıyamete kadar bizim için nur, bereket ve sevap akıtan bir çeşme olur.
Esasen Nur Talebelerinin zekâtları, Risale-i Nur hizmetlerinin dayandığı aktif kaynaklardan birisidir. Bu konuyu çok iyi takdir etmeli, zekâtlarımızı sağa sola kaçırmamalı ve su-i istimalden kurtarmalıyız.
Bediüzzaman, Münazarat’ta, sözü bu zamanın manevî cihadına zekâtla destek vermeye getiriyor ve aynen şöyle diyor:
“Büyük bir çeşme var, şimdiye kadar su-i istimal ile şûristana dağılıp bazı seele ve acezeye neşvünemâ verdi.”1
Şûristan, çorak ve verimsiz toprak demektir. Seele, durumu perişan olup insanlardan istemek durumunda bulunan miskinlerdir. Aceze, elinde avucunda bir şey olmayan, günlük iki öğün yemek bulmaktan aciz fukaradır.
Bu iki sınıf, Kur’ân’ın zekât verilmesini emrettiği sekiz sınıftan sadece ikisidir. Su-i istimalden maksat ise, ‘zekât fakirin hakkıdır’ diyerek zekâtı sadece fakire hasretmek; cihad-ı manevî alanını ihmal etmektir.
Neşvünema tabiri kademeli olarak iki hususa işaret ediyor:
1- Zekâtı yoksula ve fukaraya zorunlu ihtiyaçlarını gidermesi ölçüsünde vermek.
2- Zekâtla yoksulu ve fukarayı zorunlu olmayan ihtiyaçları zorunlu saymaya ve gereksiz yere eskisini atıp yenisini almaya sürüklemek. İsrafa kapı açmak.
Bu hususlardan birincisi Allah’ın emri, ikincisi şûristandır, yani çorak topraktır.
İkincisine izin yoktur. Çünkü altı sınıf daha vardır.
Zekât bütçesi ile bu iki sınıfın refah seviyesini yükseltirken, diğer altı sınıfı ihmal etmek........
