Dalâlet esnafları
Hepimiz bir şeylerin peşinden koşuyoruz ama sanki koştukça asıl menzilden uzaklaşıyoruz. Etrafımız öyle bir kuşatılmış ki, adına "modernlik" dedikleri o süslü ambalajların içinde ruhumuzu yavaş yavaş kaybediyoruz. İşte ben bunlara "dalâlet esnafları" diyorum. Tezgahlarına öyle yalanlar dizmişler ki, zehri bal diye yutturuyorlar bize.
Bu esnafların en büyük mahareti, bizi "hürleştiriyoruz" diyerek aslında nefsimizin kölesi yapmaları. Dalâlet, yani o doğru yoldan sapış, öyle bir anda olmuyor. Önce kalbimizdeki o saf inancı kurcalıyorlar; sonra zihnimize "isimlerle", "tuzaklarla" dolu şüpheler ekiyorlar. Bakıyorsunuz, bugün çevremizde öyle akımlar var ki; insanlar hakikati bir kenara itip bu geçici ideolojilere, neredeyse imanı andıran bir bağlılıkla sarılıyorlar. Adına ne derseniz deyin; ister dünyevileşme, ister kalpleri karartan o malum "süfyanî" rüzgârlar. Sonuç hep aynı: Manevî bir sefalet.
İçim yanıyor doğrusu. Gençliğin o tertemiz enerjisi, bu dalâlet tezgahlarında heba ediliyor. İnsan ruhu öyle bir boşluğa düşüyor ki, ne kadar tüketirse tüketsin, ne kadar dünyevi zevke dalarsa dalsın o boşluk dolmuyor. Çünkü biz topraktan geldik ama ruhumuz göklere aç. Bu açlığı sahte ideolojilerle doyurmaya çalışmak, susuzluğunu tuzlu suyla gidermeye çalışmaktan farksız. İçtikçe daha çok yanıyoruz.
İşte tam bu noktada, o karanlık dehlizlerden........
