menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şanghay mı; Brüksel mi?

6 14
11.02.2026

Militan Kemalistler Şanghay’da, hükümetler ise çekingen üsluplarla Batı’da kalmayı konuşuyorlardı. Balans ayarından sonra başlayan “ihtilâlin ikinci etabında”, Erbakan’ın yenilikçi çocukları ihtilâlin bekçiliğini devralmışlardı. Hızlı Brükselci olarak başladılar. Çoğu demokratın, Siyasal İslâmcının bu vaatlere kandığını, arşivlerdeki beyanatlarından bulabilirsiniz.

O zamanlarda, Yeni Düzencilerin üstadı Karl Popper’ı, popülist olan akademisyenlerimiz, siyasetçilerimiz ve bir kısım yazarlarımız liberal biliyorlardı: Kemalizm’e, totalitarizme hatta açıktan komünizme itiraz barındıran ifadeleri, başörtüsüne ve bazı hürriyetlere toleranslı davranması ve diktatörlere karşı görünmesi; onu toplumda müsbet olarak öne çıkarmıştı.

Biz Çin’i Bediüzzaman’dan komünist okumuştuk. Sovyetlerin dağılışından sonra, yeni Çin Komünist Partisi’nin Tiananmen Meydanı’ndaki binlerce talebeyi katledişi, komünizmin devam etmekte olduğunu gösteriyordu. Dünya efkâr-ı ammesi, Keynes’çilerden sonra dünya ekonomisini ele geçiren Pazarcıların bağlı oldukları neoliberalizmi bilmiyordu. Londra Ekonomi Okulu’nu, Karl Popper’ı ve Açık Toplum’cuları tanımıyordu. Popper’ın şakirtlerinden Soros ve Thatcher gibi neoliberalizm pratisyenlerini, Dünya Bankası’ndaki yeni asistanları Özal’ı, Dervişoğlu’nu ve diğer kurtarıcıları da bilmiyordu. Neoliberallerin Davos koordinasyonundan sonra; Reagan, Thatcher, Kohl ve Özal gibi vazifeli başkanlarla Global Dünya........

© Yeni Asya