menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölüm gerçeğinin iç yüzü

20 0
04.03.2026

Allah’ın canlılar için tayin ettiği ecel bellidir. Ayet-i kerimeye göre, ne bir an geri ve ne de bir an ileri gitmez.

Ölüm, sadece hayatın sonunda karşılaştığımız bir hakikat değildir. Her gece bir nevi yarım ölerek, her an milyonlarca hücremiz ölürken de ölümle karşılaşıyoruz. Her hastalığın bir ilâcı vardır. Fakat, ölüm denilen hakikatin ilâcı yoktur. Peygamberler bile o hakikatten kurtulamamışlardır. Bu bakımdan “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” hadis-i şerifi çok anlamlıdır.

İnsanoğlunun en çok korktuğu gerçek ölümdür. “Biz hayatta olduğumuz müddetçe ölüm yok, öldüğümüz zaman da biz olmayacağız.” Felsefe anlayışıyla hayata bakan ve ölüm korkusuna çözüm bulduğunu zannedenler neyi halleder? Ölümle yüzleşmekten korkanlar, devekuşundan farksızdırlar. Başını kuma sokup, koca gövdesi dışarıda kalan bu kuş avcılardan kurtulabilir mi? Başını eğlence kumuna sokup, ölümü düşünmeden yaşamak isteyenler, ecel avcısından nasıl kurtulacak?

Her insanda ebedî olarak yaşama arzusu vardır. Hastanelerde tedavi olmak için sıra bekleyenlerin asıl arzusu ebediyet gerçeğidir. Akıl, insana bir gün muhakkak öleceğini hatırlatır. Hayvanların ise, geçmiş ve gelecek endişesi yoktur. Onlar anlık yaşarlar. İnsan, yaşarken de ölüme bakmalı. Yoksa, ölürken ölüme bakmak kimseye bir fayda vermez. Ölüm gerçeğinin sırrını ve iç yüzünün anlayamayanlar, hayatın ve yaşamanın da sırrını anlayamazlar. Ölüm ile ilgili söyleyecek sözü olmayanların, hayat ile ilgili sözleri ve eserleri dinlemeye ve okumaya değmez.

Şuur altına yerleşen ölüm korkusu birçok maddî ve manevî hastalığın temelini oluşturur. Hayatın sonunu ebedî olarak yok olmak şeklinde yorumlayan bir insanın, vücudu yalancı bir cennet içinde olsa bile, ruh ve vicdanının........

© Yeni Asya