menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul’un fethinin 573’üncü yıl dönümü münasebetiyle

24 0
31.05.2026

“İstanbul İslâm eliyle fethedilecek”

Büyük Selçuklu Devleti’nin mirasçısı ve devamı olan Anadolu Selçuklu Devleti çöküş ve inkıraz sürecine girmeye başladığında, Türkmenistan’dan, Buhara’dan, Semerkant’tan ve diğer Türk yurtlarından; İslâmiyet’i hayat tarzı olarak benimsemiş Türk boyları, aşiretleri ve kavimleri için o dönemin Rum diyarı olan Anadolu’ya göç ve hicretler durmaksızın devam ediyordu.

İşte bu boylardan biri de Kayı boyu, yani Kayı aşiretiydi. Anadolu’ya girdiklerinde ilk olarak Erzincan civarında konaklamışlar, ardından güneye doğru inerek Suriye sınırlarının kuzeyinde göç hareketlerini sürdürmüşlerdir.

Aşiretin başında bulunan Süleyman Şah’ın burada vefat etmesi üzerine yerine geçen oğlu Ertuğrul Bey, göçü devam ettirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin idarecilerinin yönlendirmesiyle Kuzeybatı Anadolu’ya doğru ilerlemeyi sürdürmüşlerdir.

Anadolu Selçuklularının uç kuvvetleri arasında yer alarak Rumlarla mücadele etmeye başlamışlar; göçebe hayat tarzından daha yerleşik bir düzene geçerek Anadolu’da kök salmışlardır. Savaşmadıkları zamanlarda esnaflık, peynircilik, dericilik, çanak çömlek yapımı ve dokumacılık gibi sahalarda da faaliyet göstermişlerdir.

Bu sosyal ve ekonomik faaliyetler yalnızca ticaret ve harp alanında değil, manevî sahada da önemli gelişmelere vesile olmuştur. Ahi Teşkilatı adı altında kurulan maddî ve manevî lonca teşkilatlarıyla, Osmanlı Devleti’nin devletleşme yolundaki ilk temelleri atılmıştır.

Ertuğrul Bey’in vefatından ve Söğüt’ün alınarak beyliğin merkezi hâline getirilmesinden sonra, doğudan gelen Türkmenler, Alperenler ve Anadolu Selçuklu Devleti’nden ayrılan gazi askerler Osmanlı Beyliği sancağı etrafında toplanmışlardır.

İşte bu sırada beyliğin büyümesini, fetihlerin artmasını ve katılan Türkmen askerlerin çoğalmasını dikkate alan Osman Bey, amcası Dündar Bey ve yakınlarıyla yaptığı meşveretler neticesinde Orhan Bey’i askerî işlerde kendisine yardımcı olarak görevlendirirken, Alaeddin Bey’i de devlet teşkilatının kurulması ve ilmî meselelerin düzenlenmesi hususunda yetkili kılmıştır.

Orhan Bey’in oğlu Sultan I. Murad Hüdâvendigâr ise devleti hem askerî hem de idarî sahada beylik hüviyetinden çıkararak gerçek bir devlet hâline getirmiştir. Sultan Yıldırım Bayezid’in Niğbolu’da bütün Avrupa’yı sarsan başarısının güç ve tesir kaynağı da, Sultan Murad Hüdâvendigâr’ın ortaya koyduğu bu devletleşme çalışmalarının neticesidir.

Çelebi Mehmed zamanında devlet büyük yaralar almış, bölünmüş, parçalanmış ve Timur’un ihtirasları sebebiyle bir süre yerinde saymış görünse de kısa zamanda yeniden toparlanarak ayağa kalkmış ve yoluna devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu yeniden dirilişi, Sultan Murad’ın teşkilatlandırdığı devlet anlayışının ve ebed-müddet devlet ülküsünün devam ettirilmesi sayesinde mümkün olmuştur.

Hem Çelebi Mehmed hem de Sultan II. Murad, devlet olmanın usul,........

© Yeni Asya