Kanunlar nerede hazırlanır?
Eskişehir’de bir maden şirketinden alacaklarını alamadığı için günlerce Ankara’ya yürüyen madenciler Kurtuluş Parkında oturdular, ama meseleleri günlerde çözülmedi. Konu Enerji Bakanlığı’nı ilgilendirmesine rağmen İçişleri Bakanı devreye girdi, sendika ve şirket temsilcileri ile görüştü. Mesele ancak çözülebildi.
Sonradan anlaşıldı ki, daha Eskişehir’de çözülebilecek bir konu Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesi ile çözülebilmiş.
Bir bakan veya genel müdür meseleyi çözebilecekken her konu “tek adam”da kilitleniyor, bir kişinin devreye girmesini bekliyor.
İkinci örnek, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “12. Yargı Paketi’ni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne sunduk. Oradan geçtikten sonra da Adalet Komisyonuna gelecek” sözüyle ortaya çıkıyor.
Oysa yeni sistemde kanun teklifini milletvekilleri veriyor. “Kanun tasarısı” sistemi kaldırıldı; artık kanun tekliflerini milletvekilleri hazırlıyor. İlgili komisyonda görüşüldükten sonra Genel Kurul’a geliyor. Cumhurbaşkanı imzalayıp Resmî Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe giriyor.
Yani, Bakanlığın da,” külliye”nin da kanun hazırlama yetkisi yok. Bakan’ın söylediği yeni sisteme dahi uymuyor. Yasama yetkisi Meclis’e ait.
Yeni sistemin Meclisi güçsüzleştirdiği bir vakıa. Kabul edilirse, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giriyor.
Gensoru kaldırıldı, güvenoyu sistemi sona erdi. Meclisin yürütme üzerindeki etkisi eskiye göre oldukça sınırlı hâle geldi.
TBMM, “Külliye”den ısmarlanan kanun tekliflerinin onay merci olmamalı. Meclis güçlendirilmeli, vekilleri hür olmalıdır.
O zaman Meclis’in güçlendirildiği, milletvekilinin hür iradesiyle kararını verdiği güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek gerekiyor. Ancak şu anda böyle bir irade görülmüyor.
Verdiğimiz iki örnekten yola çıkarak seçimler yaklaştıkça bunun yüksek sesle dillendirilmesi artık elzem hâle gelmiştir.
“GELECEKSİNİZ, KATILACAKSINIZ”
Son........
