Vicdanı kaybetmeden yaşa
İlk bakışta tabiatla ilgili bir gözlem gibi görünür. Ancak biraz düşününce insanın iç dünyasına uzanan derin bir manaya sahip olduğu anlaşılır. Çünkü burada anlatılan sadece bir canavar değildir. İnsan nefsinin dizginlenmeyen arzuları da zaman zaman bir canavar gibi davranabilir.
Hırsın hâkim olduğu yerde ölçü kaybolur. Menfaatin ön plana çıktığı zamanlarda haklı-haksız, büyük-küçük, güçlü-zayıf ayrımı yapılmaz. Kişi sadece elde edeceği sonuca odaklanır. Bu yüzden tarih boyunca nice zulümler, nice haksızlıklar hırsın ve ihtirasın gölgesinde ortaya çıkmıştır.
Oysa insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, nefsini kontrol edebilmesidir. Güçlü olmak başkasını ezmek değil, öfkesine ve hırsına hâkim olabilmektir. Kazanmak her şeyi elde etmek değil, vicdanı kaybetmeden yaşayabilmektir.
Günlük hayatımızda da bu hakikatin pek çok örneğini görürüz. Bazen bir makam hırsı, bazen mal sevgisi, bazen de haklı çıkma arzusu insanı farkına varmadan adaletten uzaklaştırabilir. İşte o noktada insanın kendisine dönüp şu soruyu sorması gerekir: “Ben mi arzularımı yönetiyorum, yoksa arzularım mı beni yönetiyor?”
İslâm’ın insana kazandırmak istediği denge de budur. Nefsi yok etmek değil, onu terbiye etmek; arzuları öldürmek değil, onları meşru dairede tutmaktır. Çünkü kontrol edilmeyen her duygu sahibine zarar verebilir. Ateş nasıl ki ocağın içinde faydalı,........
