menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Selmân-ı Pâk-i Fârısî

17 0
05.03.2026

Gariptir ki, ikisi de sahipli, yani alınıp satılan birer köle durumunda idiler. Hz. Peygambere (asm) biat ettikten sonra büyük bir emek ve gayretle azat edildiler ve İslâmiyetin parlak birer yıldızı oldular. 

Bu mümtaz şahsiyetlerin tâ o zamandan beri Müslümanlar tarafından çokça sevilip değer görmeleri, İslâmda ırkçılığın ve etnik ayrımcılığının yeri olmadığını çarpıcı şekilde göstermiş oluyor. 

Dahası, Selmân-ı Fârisî, daha evvel alınıp satılan bir köle durumunda iken, İslâmiyetle müşerref olduktan sonra itibarı yükselmiş, Hendek Harbinde hem proje sahibi, hem kahraman bir kumandan, hem de bilâhare Hz. Ömer tarafından vali olarak atanmış bir bahtiyardır

Selmân-ı Fârisî, isminden de anlaşılacağı üzere İranlıdır, yani Fârisîdir. Dahası, İslâmiyeti kabul eden İran asıllı ilk Sahâbîdir.

Selmân’ın ailesi Mecusî, yani Ateşperest idi. Zengin olan babası, onu bu sapkın dinin hizmetinde bulunmaya zorluyordu. Fakat, o çok okuyan, araştıran, tahkik ehli biri olduğu için, bir kiliseye gidip gizlice Hıristiyan oldu. 

Bunu öğrenen babası çok kızdı ve onu cezalandırarak yola getirmeye çalıştı. Ancak, yine de başarılı olamadı. Selmân, hakikati öğrenmeye ve din-i hakkı aramaya devam etti. Nihayet, bir gün Ammûriyeli bir rahibe rastladı. Rahib, ona son peygamberin çıkmasının yakın olduğunu söyledi. Ayrıca, bulunacağı yeri de bir güzel tarif etti. Selmân, rahibin tarif ettiği şehrin Medine olduğunu, buraya köle olarak getirildiğinde anlamış oldu.

Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye doğru geldiğini, yani hicret ettiğini duyan Selmân, nihayet onun Kubâ’ya geldiğini duyunca, bir fırsatını bulup hemen oraya gitti. Kubâ’da........

© Yeni Asya